<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İzmir Haberleri I İzmir Haber I İzmir Haber Ajansı | İzmir Son Dakika Haber | Güncel  İzmir haber Siteleri | İzmir Haber sitesi reklamları</title>
    <link>https://www.izmirhaberajansi.com</link>
    <description>İzmir haber ajansı; İzmir haberleri ile ilgili tüm detayları sizinle paylaşan 24 saat kaliteli, özgün ve bilgi içerikli haber paylaşan bir haber sitesidir. Bizi haber sitemizden ve sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz. İzmir'de yaşanan son dakika haberleri, güncel haberleri sayfamızdan takip edebilir haber sitemize reklam verebilirsiniz.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.izmirhaberajansi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024 - Tüm hakları saklıdır. İzmir Haber Ajansı</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 09 Jun 2026 19:25:06 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Üniversite Öğrencilerinde Ruh Sağlığı Alarm Veriyor!]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/universite-ogrencilerinde-ruh-sagligi-alarm-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/universite-ogrencilerinde-ruh-sagligi-alarm-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nature dergisinde yayımlanan bir araştırma, dünya genelinde üniversite öğrencileri arasında ruh sağlığı sorunlarının son on yılda ciddi biçimde arttığını ve mevcut destek sistemlerinin bu artışı karşılamakta yetersiz kaldığını ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Küresel ölçekte 72 bin 288 lisans öğrencisinin katıldığı araştırma, dünya genelindeki üniversitelerde ciddi bir ruh sağlığı krizi yaşandığına, son on yılda lisans öğrencileri arasında kaygı, depresyon, intihar düşüncesi ve kendine zarar verme vakalarının belirgin biçimde arttığına dikkat çekti.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, dikkat çeken bu araştırmayı değerlendirdi.</p>

<p>Pandemi, ruh sağlığı açısından da bir krizdi</p>

<p>Araştırmanın, üniversitelerdeki ruh sağlığı krizinin Covid-19 Pandemisi döneminde artış gösterdiğini ve sonrasında biraz azalma eğilimi olduğunu vurguladığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Fakat yine de 2013’ten bu yana bir artıştan söz edilebilir. Pandemiyi yalnızca fizyolojik bir sağlık krizi olarak değil hem fizyolojik sağlığa hem sosyal hayata hem de ruh sağlığına yönelik bir kriz olarak tanımlayabiliriz. Dolayısıyla ruh sağlığı alanındaki sorunlarda görülen pandemi dönemdeki artış, kriz olarak tanımlanabilir.” dedi.</p>

<p>Ruhsal bozuklukların en hızlı artış gösterdiği yaş grubu 20-29 yaş aralığı</p>

<p>Ruh sağlığı sorunlarının yalnızca bireysel zorluklardan kaynaklanmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Pandemi dönemi aktif olarak sona erse de psikolojik anlamdaki etkilerinin sona ermesi daha uzun soluklu olacaktır. Bunun yanında Dünya Sağlık Örgütü ruhsal bozuklukların en hızlı artış gösterdiği yaş grubu 20-29 yaş aralığı olarak belirlemiştir. Bu yaş dönemindeki artışın, bireysel sorunlardan öte biyolojik ve toplumsal nedenlerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Özellikle şizofreni, bipolar bozukluk gibi bazı psikotik özellikli bozuklukların başlangıç yaşı ortalama olarak (19-25) bu döneme denk gelmektedir. Bu tamamen ruhsal bozukluğun ortaya çıkışına yönelik biyolojik bir nedendir. Bunun yanında bu yaş döneminin getirdiği bazı bireysel ve toplumsal nedenler de bu hastalıkların oraya çıkışında önemli stres faktörü olabilmektedir.”</p>

<p>Üniversiteye geçiş psikolojik olarak kırılgan bir dönem</p>

<p>Üniversiteye geçiş sürecinin gençler için neden bu kadar hassas olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, şöyle devam etti:</p>

<p>“Biyolojik nedenlerin yanında, toplumsal açıdan bakıldığında üniversite dönemi; aileden bağımsızlaşılan, sorumlulukların arttığı, akran ilişkilerinin yoğunlaştığı, mali problemlerin oluşabildiği, zaman yönetiminin önem kazandığı bir dönmedir. Tüm bu sayılanlara mali zorluklar, gelecek endişeleri gibi daha çok sosyoekonomik açıdan dezavantajlı koşullar eşlik ettiğinde kaygı bozukluğu, depresyon gibi ruhsal bozuklukların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla üniversite dönemindeki değişim ve bağımsızlık tek başına gençlerin gelişimi, olgunlaşması, yetişkinliğe adım atılması için avantaj sağlarken, bu döneme mali dezavantaj, gelecek endişeleri, sosyal destek eksikliği, politik endişeler gibi olumsuz durumlar dezavantaja çevirebilir ve gençlerin ruh sağlığında kırılganlık yaratabilir. Fakat unutmamak gerekir ki üniversite dönemindeki bu bağımsızlaşma girişimleri ve üniversite yaşam deneyimleri gençlerin yetişkinlik dönemi için çok önemli bir temel oluşturmaktadır. Özellikle ailesinden ayrı şehirde bulunan üniversite öğrencileri için bu çok daha önemli ve kazandırıcı bir deneyim olmaktadır.”</p>

<p>Psikolojik esneklik ve duygu düzenleme çok önemli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaygı ve depresyon oranlarındaki artışı da ele alan Dr. Ayas, “Bireylerin psikolojik dayanıklılığının belirleyicisinin, başına gelen olaylardan çok başına gelen olayları nasıl yorumladığı olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla psikolojik esneklik bireylerin karşılaştıkları zorlu yaşam olaylarına karşı daha az ruhsal bozukluk geliştirmeleri için önemli faktördür. Duyguları tanıma, ifade edebilme ve düzenleyebilme becerileri psikolojik esneklik ve psikolojik dayanıklılık için geliştirilmesi gereken önemli becerilerdir.” dedi.</p>

<p>Belirsizlik, gelecek kaygısı ve başarısızlık korkusunun, öğrencilerin ruh sağlığı üzerindeki etkisine de dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “İçinde bulunan ekonomik zorluklar, gelecek endişeleri, sosyal açıdan dezavantajlı gruplarda ruh sağlığı için önemli risk faktörleri olarak değerlendirilmektedir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>Koruyucu ruh sağlığı hizmetleri güçlendirilmeli</p>

<p>Üniversitelerde sunulan psikolojik danışmanlık hizmetlerinin daha erişilebilir hale getirilmesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, “Üniversitelerdeki psikolojik destek birimlerinin; oryantasyonlarda daha iyi tanıtılması, öğrenciler açısından ulaşılabilir olması, alanında uzman profesyonelleri çalıştırması çok önemlidir. Bunun yanında üniversitelerin koruyucu ruh sağlığına yönelik çalışmalar yapmaları da önemlidir.</p>

<p>Dezavantajlı gruplardaki öğrenciler ekonomik ve sosyal açıdan desteklenmeli</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Hazal Ayas, koruyucu ruh sağlığına yönelik çalışmaların, ruhsal problemler ortaya çıkmadan önlemeye yönelik çalışmalar olduğu için, en az ruh sağlığı müdahale programları kadar önemli olduğunu ifade ederek, “Bu nedenle özellikle üniversitelerde; öğrencilerin sosyal becerileri geliştirici kulüp etkinliklerine önem verilmesi ve desteklenmesi, öğrencilerin yaşadığı hem akademik hem de diğer zorlukla baş edebilmeleri ve olumlu yaşam deneyimleri kazanabilmeleri adına etkinlik, festival, şenlik gibi organizasyonların düzenlenmesi, dezavantajlı gruplardaki öğrencilerin ekonomik ve sosyal açıdan desteklenmesi üniversite öğrencilerinin ruh sağlığına yönelik önemli koruyucu hizmetler olarak önem arz etmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p>13 yıldan bu yana Pozitif Psikoloji dersi…</p>

<p>Davranış bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan ve kurulduğu günden beri pozitif psikoloji alanında önemli çalışmalar yürüten Üsküdar Üniversitesi’nde 2013 yılından bu yana Pozitif Psikoloji dersleri zorunlu ders olarak veriliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/universite-ogrencilerinde-ruh-sagligi-alarm-veriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2026/01/universite-sinavi-izmirr.jpg" type="image/jpeg" length="92922"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalbi Duran Yaralı İçin Doktor Sedye Üzerinde Kalp Masajı Yaptı]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/kalbi-duran-yarali-icin-doktor-sedye-uzerinde-kalp-masaji-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/kalbi-duran-yarali-icin-doktor-sedye-uzerinde-kalp-masaji-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Artvin'in Ardanuç ilçesinde uçuruma yuvarlanan araçta ağır yaralanan sürücünün kalbi durunca, doktor ambulansa kadar sedye üzerinde kalp masajı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Artvin'in Ardanuç ilçesinde uçuruma yuvarlanan araçta ağır yaralanan sürücünün kalbi durunca, doktor ambulansa kadar sedye üzerinde kalp masajı yaptı.<br />
Edinilen bilgilere göre kaza, ilçeye bağlı Adakale Mahallesi'nde saat 23.30 sıralarında meydana geldi. 53 HG 423 plakalı aracıyla seyir halinde olan İsmail Ş., direksiyon hâkimiyetini kaybederek yol kenarındaki uçuruma yuvarlandı. Kazada sürücü İsmail Ş. ile araçta yolcu olarak bulunan Yusuf Y. yaralandı. İhbar üzerine olay yerine sevk edilen 112 Acil Sağlık ekipleri, yaralılara ilk müdahaleyi kaza yerinde yaptı. Yaralılar daha sonra Ardanuç Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Yapılan ilk kontrollerde Yusuf Y'nin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilirken, durumu ağır olan İsmail Ş'nin Artvin Devlet Hastanesi'ne sevk edilmesine karar verildi.<br />
Sevk hazırlıkları sırasında sedye ile ambulansa götürülen İsmail Ş.'nin kalbinin durduğu belirlendi. Bunun üzerine Ardanuç Devlet Hastanesi doktoru, zamanla yarışarak sedye üzerine çıkarak hastaya kalp masajı yapmaya başladı. Doktor ambulansa gidene kadar kalp masajını bırakmadı. Kalbi yeniden çalıştırılmaya çalışılan İsmail Ş., 112 Acil Sağlık ekipleri eşliğinde Artvin Devlet Hastanesi'ne sevk edildi. Olay sırasında hasta yakınlarının yaşadığı panik ve feryatlar dikkat çekti.<br />
Yaralı İsmail Ş.'nin tedavisi Artvin Devlet Hastanesi'nde devam ederken, kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/kalbi-duran-yarali-icin-doktor-sedye-uzerinde-kalp-masaji-yapti</guid>
      <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 00:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2026/01/izmir-haber-ajansi-resimleri-29-1.png" type="image/jpeg" length="21508"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Topuk Kanını Reddeden Aileye Kayyum Kararı!]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/topuk-kanini-reddeden-aileye-kayyum-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/topuk-kanini-reddeden-aileye-kayyum-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adana'da yaşayan Mahmut ve Ülviye Deniz çifti, yeni doğan bebeklerinden topuk kanı aldırmak istemedikleri için bebeklerine kayyum atanma riskiyle karşı karşıya kaldı. Mahmut Deniz, "Bizim evladımız belediye veya şirket değil, kayyum atanmasını istemiyoruz. Dava açılmasın" derken, topuk kanı vermek istemediklerine dair evrak imzalamalarına rağmen yine de evlatlarından zorla topuk kanı alındığını iddia etti.</p>

<p><br />
Mahmut ve Ülviye Deniz çiftinin geçtiğimiz cuma günü Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Fahretdin ismini verdikleri evlatları dünyaya geldi. Ancak çift, evlatlarından topuk kanı aldırmadı ve aşı yaptırmak istemedi. Bunun üzerine doktorlar, aileye 'Topuk Kanı Red Formu' imzalattı ve durumu İl Sağlık Müdürlüğü ve Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bildirdi. Ayrıca iddiaya göre doktorlar aileye, "Topuk kanı aldırmadığınız için hakkınızda dava açılacak, çocuğunuza kayyum atanabilir. Sosyal hizmetler gelmeden hastaneden giderseniz firari olarak yazılırsınız" dedi.<br />
Bunun üzerine baba Deniz, hastanenin başhekim yardımcısıyla süreç hakkında konuşmaya gitti. Bu süreçte ise yine iddiaya göre hemşireler yeni doğan Fahretdin'den topuk kanı aldı. Başhekim yardımcısının yanından geldikten sonra eşinin beyanı üzerine durumdan haberdar olan baba Deniz, doktorlarla görüştü ve "Kanı almamız lazımdı, sarılık durumuna bakmamız için gerekliydi" yanıtını aldı. Bu yanıt üzerine baba Deniz, eşi ve evladını hastaneden götürdü.<br />
<br />
"Topuk kanı aldırmak istemediğimizi söyledik"</p>

<p><br />
Yaşadıklarını anlatan baba Mahmut Deniz, "Cuma günü evladımız dünyaya geldi. Daha sonrasında aşı yaptırmak istemediğimizi ve topuk kanı aldırmak istemediğimizi söyledik. Ardından doktor eşimin yanına gelip, 'topuk kanı aldırmadığınız için hakkınızda dava açılacak, çocuğunuza kayyum atanabilir. Hastaneden giderseniz firari olarak yazılırsınız' demişler. Ben başhekim yardımcısıyla konuşurken 'topuk kanı alıp aşı vurun ancak çocuğumun başına bir şey gelirse sorumlu sizsiniz. Bu sorumluluğu kabul edin, bana yazılı kağıda imza verin' dedim. O da böyle bir sorumluluğu kabul edemeyeceğini söyledi" ifadelerini kullandı.<br />
Ayrıca hastane yönetiminin kendilerine hastaneden çıkmaları durumunda 'firari' olacaklarını beyan ettiğini de öne süren Deniz, "Benim bebeğimin adı 'firari bebek' olarak kaldı. Benim çocuğuma kayyum atanacakmış. Bizim çocuğumuza bizden daha iyi kimse bakamaz" diye konuştu.<br />
<br />
"Çocuğumuzun bedenine zarar gelmesin diye savaşıyorduk"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
"Topuk kanı vermek istemediğimize dair imza vermemize rağmen kan alındı" iddiasında bulunan Deniz, "Çocuğumuzun topuğundan zaten kan almışlar. Beden dokunulmazlığını ihlal etmişler. Biz bunun için savaş veriyorduk. Çocuğumuzun bedenine zarar gelmesin diye savaşıyorduk, bunu da ihlal etmişler. Bizden herhangi bir yazılı imza almadılar. Biz topuk kanı vermek istemediğimize dair imza vermemize rağmen topuk kanı aldılar. Bundan dolayı bize dava süreci açılacağı söylendi. Hem dava açılmasını, hem de para cezası, kayyum atanması gibi cezalar olabilirmiş. Örneklerini gördük daha öncesinde. Bunları kabul etmiyorum" diye konuştu.<br />
"Benim çocuğum belediye mi ki kayyum atansın" diyerek yaşadıklarına tepki gösteren Deniz, "Benim çocuğum ve eşim gayet sağlıklı. Benim çocuğum belediye mi ki, şirket mi ki, mal mı ki kayyum atanıyor. Eşimin sütü kesildi bu olaylardan sonra. Gerekli desteği bekliyoruz" dedi.<br />
Ailenin avukatı Cüneyt Bülent Şeker ise, "Bana göre bugün çocuğa yapılacak test ve tedavilere karar verme konusunda en güvenilir el anne-babanın elidir. Çünkü çocuğunu menfaatsiz seven, onun üstün yararını gerçekten düşünen anne babadır. Sağlık sektörünün çocuğa müdahalesi istisnai durumlarda olmalı ve zaruri bir sebebe dayanmalıdır" şeklinde konuştu.<br />
Öte yandan, İl Sağlık Müdürlüğü ise topuk kanı vermeyi kabul etmeyenlerle ilgili prosedürün bakanlık tarafından belirlendiğini ve uygulandığını bildirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/topuk-kanini-reddeden-aileye-kayyum-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Jan 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2026/01/topuk-kanini-reddeden-aileye-kayyum-karari.png" type="image/jpeg" length="50737"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir'de Akciğerini Kaybeden Hasta Karın Dokusuyla Hayata Tutundu]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-bir-hasta-akcigerini-kaybetti-karin-dokusuyla-hayata-tutundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-bir-hasta-akcigerini-kaybetti-karin-dokusuyla-hayata-tutundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>İzmir'de geçirdiği başarısız ameliyatlar sonrası sağ akciğerini kaybeden ve hayati tehlikesi bulunan 57 yaşındaki hasta, karnından alınan dokunun göğüs boşluğuna nakledilmesiyle gerçekleştirilen zorlu operasyon sonucu sağlığına kavuştu.<br />
İzmir'de yaşayan 57 yaşındaki Nesrin Bayırlı, yaklaşık 7 ay önce akciğerde hava kaçağı ve enfeksiyon şikayetiyle iki kez özel bir hastanede ameliyat masasına yattı. Kanser dışı nedenlerle yapılan bu operasyonların ardından iyileşme süreci beklendiği gibi gitmedi. Hastada, akciğer ile göğüs boşluğu arasında "bronş fistülü" adı verilen bir kaçak ve buna bağlı olarak "ampiyem" ismi verilen ağır bir enfeksiyon tablosu gelişti. Gelişen komplikasyonlar nedeniyle 5 ay boyunca vücudunda dren (göğüs tüpü) takılı halde yaşayan ve yoğun antibiyotik tedavisi gören Bayırlı'nın enfeksiyonu kontrol altına alınamadı. Süreç içerisinde hava kaçağının devam etmesi, sağ akciğerin kalan tek lobunun da tamamen tükenmesine ve işlevini yitirmesine neden oldu. Günden güne kilo kaybeden ve genel sağlık durumu kötüleşen hasta için durum hayati bir risk boyutuna ulaştı.<br />
<br />
Riskli olduğu gerekçesiyle ameliyat edilemedi<br />
Vakanın taşıdığı yüksek risk ve komplikasyonların ağırlığı nedeniyle hastanın başvurduğu pek çok merkezde operasyon kararı alınamadı. Son olarak Medical Park İzmir Hastanesi'ne başvuran Bayırlı, Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Öz ve ekibi tarafından değerlendirilerek ameliyata alındı. Cerrahi müdahale sırasında ilk olarak, enfeksiyon odağına dönüşen ve fonksiyonunu yitiren sağ akciğer dokusu temizlendi. Operasyonun en kritik aşamasında ise tıp literatüründe "omental transpozisyon" olarak bilinen yöntem uygulandı. Doktorlar, karın bölgesinde bulunan, bol damarlı yapısıyla "vücudun tamirci dokusu" olarak bilinen omentum dokusunu hazırladı. Karın ile göğüs arasında açılan özel bir tünel (hiatus özofagus) vasıtasıyla bu canlı doku göğüs boşluğuna taşındı. Nakledilen doku ile akciğerdeki delik (fistül hattı) güvenli bir şekilde kapatılarak desteklendi. Vücudun kendi dokusuyla yapılan yama sayesinde hava kaçağı durduruldu ve bölgeye sağlanan taze kan akışı ile enfeksiyon tamamen kurutuldu. Operasyonun ardından 10 gün içerisinde enfeksiyon tablosu gerileyen ve hızla toparlanan Nesrin Bayırlı, yakın zamanda taburcu edilecek.<br />
<br />
Hayati tehlike ve zorlu ameliyat süreci<br />
Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gürhan Öz, hastanın yaklaşık 6-7 ay önce sağ akciğerinde sönme şikayetiyle hastaneye başvurduğunu ve gelişen enfeksiyon sonucu sağ taraftan iki kez ameliyat edilerek iki lobunun alındığını belirterek, "Ameliyat sonrası süreç maalesef oldukça ağır seyretmiş. Göğüs kafesi içinde yaygın enfeksiyonla seyreden ampiyem tablosu gelişmiş ve bu durum tedaviye uzun süre yanıt vermemiş. Yaklaşık 6 ayın sonunda hastamız bize başvurduğunda, sağ akciğerinin kalan üst kısmı tamamen sönmüş, akciğer zarları ciddi şekilde kalınlaşmış ve göğüs kafesi içindeki enfeksiyon cilt altı ile kas tabakasına kadar ilerlemişti. Bu tablonun son derece ciddi olduğunu, hava kaçağının mutlaka kesilmesi gerektiğini ve hayati risk taşıdığını hastamıza ve yakınlarına açıkça anlattık. Tüm riskleri kabul eden hastamızı opere ettik ve yaklaşık 7-10 gün içerisinde hava kaçağı tamamen kesildi, enfeksiyon kontrol altına alındı ve hastamız sağlığına kavuştu. Şu anda servisimizde rahatlıkla dolaşmakta, yemeğini yiyebilmekte ve iştahı artmış durumdadır; bu şekilde taburcu etmeyi planlıyoruz." dedi.<br />
<br />
Yüksek riskli operasyon<br />
Hastanın daha önceden romatoid artrit tanısı olduğunu ve kortizon kullandığını, buna bağlı bağışıklık sistemi zayıflığının iyileşme sürecini olumsuz etkileyerek enfeksiyonun uzamasına ve sonuçta iki lobun alınmasına neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öz, "Göğüs cerrahisinde en korkulan komplikasyonlardan biri fistül gelişimidir ve bu durumda erken müdahale büyük önem taşır. Hastamız enfeksiyonun tedavisi amacıyla yaklaşık 4-5 ay medikal tedavi almış, ancak bu durum ameliyat sürecimizi oldukça zorlaştırmıştır. Buna rağmen gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra, enfeksiyon kontrol altına alındığında masif hava kaçağını kesmek amacıyla ciddi bir cerrahi girişim gerçekleştirdik ve sağ akciğerin kalan üst lobunu da alarak hava kaçağını sonlandırdık. Hastamız bu süreçte birçok devlet ve özel sağlık kuruluşuna başvurmuş, ameliyatın ciddiyeti ve ölüm riski kendisine ifade edilmiştir. Ancak Medical Park'ta anestezi, hemşirelik ve tüm cerrahi ekibimizin deneyimiyle bu ameliyatın yapılabileceğini kendisine ve yakınlarına anlattık. Çok şükür ameliyat sorunsuz geçti ve hastamız kısa sürede normal yaşamına döndü." ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Yeniden doğmuş gibi hissediyorum"<br />
Tedavi süreci boyunca büyük zorluklar yaşadığını ancak pes etmediğini belirten Bayırlı, göğüs tüpünün çıkarılmasıyla rahat bir nefes aldığını ifade ederek şunları söyledi:<br />
"Sağ akciğerim sönmüştü ve iki kez ameliyat oldum. Bu süreçte çok zorluklar çektim ama hep direnerek ayakta kaldım. O zamana kadar buraya gelene dek büyük bir mücadele verdim. Onların sayesinde tüpten kurtuldum. Kendimi adeta yeniden doğmuş gibi hissediyorum. Elbette sürecim hala devam ediyor ve ağrılarım var, ama bunun normal olduğunu biliyorum. Daha önce yürürken nefes alamıyor, göğsümde ve sırtımda şiddetli ağrılar hissediyordum. Şu an ise rahatça yürüyebiliyorum, akıntım yok. Tüp hocamız tarafından çıkarıldı ve bu benim için her şeyden önce çok güzel bir gelişme. Doktorumuza, hemşirelerimize ve hastanemize çok teşekkür ederim; hepsinden son derece memnunuz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-bir-hasta-akcigerini-kaybetti-karin-dokusuyla-hayata-tutundu</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Jan 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2026/01/izmirde-bir-hasta-akcigerini-kaybetti-karin-dokusuyla-hayata-tutundu-2.jpg" type="image/jpeg" length="15502"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar Uyarıyor "Akran Zorbalığına Karşı Toplumsal İş Birliği Şart"]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/uzmanlar-uyariyor-akran-zorbaligina-karsi-toplumsal-is-birligi-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/uzmanlar-uyariyor-akran-zorbaligina-karsi-toplumsal-is-birligi-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akran zorbalığının yalnızca çocuklar arasındaki basit bir tartışma değil, kalıcı psikolojik ve sosyal sonuçlara yol açabilen ciddi bir sorun olduğunu belirten Psikolog Anıl Özcan, "Akran zorbalığı sadece okul sınırları içinde yaşanan bir problem değildir]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumu ilgilendiren, birçok aktörün birlikte çözüm geliştirmesi gereken bir konudur. Sorunu erken fark etmek ve birlikte doğru adımlar atmak, çocuklarımızı korumanın en etkili yoludur" dedi.<br />
Akran zorbalığının, bir çocuğun kendisinden fiziksel veya sosyal olarak daha güçsüz gördüğü bir akranına kasıtlı, sürekli zarar verme, tehdit etme ya da dışlama davranışlarıyla ortaya çıktığını belirten VM Medical Park Samsun Hastanesi'nden Psikolog Anıl Özcan, son yıllarda özellikle okullarda vakaların arttığını söyledi. Psk. Özcan, akran zorbalığının "çocukların kendi aralarında çözeceği bir mesele" olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, bunun çok boyutlu bir sorun olduğuna dikkat çekti.<br />
<br />
"Zorbalık yaş grubuna göre farklı şekillerde görülüyor"<br />
Erken çocukluk döneminde (3-6 yaş) zorbalığın daha çok fiziksel davranışlarla ortaya çıktığını dile getiren Özcan, "Bu dönemde itme, vurma gibi davranışlar sık görülür. Sosyal becerileri henüz gelişmediği için zorbalığa maruz kalan çocuklarda güven kaybı yaşanabilir. İsim takma, dışlama ve alay etme gibi davranışlar yaygınlaşır. Bu durum çocukların özgüvenini zedeler, akademik başarılarını olumsuz etkiler" diye konuştu.<br />
Ortaokul döneminde (12–15 yaş) zorbalığın daha karmaşık bir hâl aldığını kaydeden Özcan, "Bu yaşlarda sosyal medyanın etkisi artar, siber zorbalık sıklaşır. Çocuklarda anksiyete, depresyon ve sosyal izolasyon gibi psikolojik sonuçlar görülebilir. Bu dönemde maruz kalınan zorbalık, düşük özsaygı, ilişkilerde bozulmalar ve hatta intihar düşüncelerine kadar uzanan uzun vadeli etkiler bırakabilir" şeklinde konuştu.<br />
<br />
"Aile içi iletişim ve okul ortamı belirleyici rol oynuyor"<br />
Ailelerin çocuklara model olduğuna değinen Psk. Özcan, "Evde kullanılan iletişim dili çocukların dış dünyadaki davranışlarını şekillendirir. Bağırma, cezalandırıcı tutum ya da aşırı serbestlik dışa yansıyan davranışları belirler. Yetişkinlerin problem çözme biçimi çocuk tarafından taklit edilir. Okullardaki koşullar da zorbalık üzerinde etkilidir. Kalabalık sınıflar, öğretmenlerin her öğrenciyle yeterince ilgilenememesi ve disiplin kurallarının net olmaması zorbalığı artırır. Ayrıca sosyal medya nedeniyle çocuklar okul dışında da baskı altında kalabilir" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Zorbalığı önlemede aile ve okulların iş birliği şart"<br />
Akran zorbalığının psikolojik, sosyal ve akademik açıdan kalıcı etkiler bırakabildiğini hatırlatan Özcan, ailelere şu önerilerde bulundu:<br />
"Çocuklarınızla düzenli ve açık iletişim kurun. Onları yargılamadan dinleyin. Empati gelişimini destekleyin. Sosyal medya kullanımını yakından takip edin."<br />
Psk. Özcan, okullar için ise rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, öğretmenlere zorbalık farkındalık eğitimleri verilmesi ve net okul kuralları oluşturulması gerektiğini belirterek, "Akran zorbalığı sadece okul sınırları içinde yaşanan bir problem değildir. Toplumu ilgilendiren, birçok aktörün birlikte çözüm geliştirmesi gereken bir konudur. Sorunu erken fark etmek ve birlikte doğru adımlar atmak, çocuklarımızı korumanın en etkili yoludur" açıklamasında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/uzmanlar-uyariyor-akran-zorbaligina-karsi-toplumsal-is-birligi-sart</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 13:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2026/01/izmir-haber-ajansi-resimleri-44.png" type="image/jpeg" length="34872"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de "Kış Salgını" Etkisi: Hastanelerde Yoğunluk Artıyor]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/turkiyede-kis-salgini-etkisi-hastanelerde-yogunluk-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/turkiyede-kis-salgini-etkisi-hastanelerde-yogunluk-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aralık ayının son haftasıyla birlikte Türkiye genelinde gribal enfeksiyon vakalarında beklenen ancak oldukça yoğun bir artış gözleniyor. Özellikle İnfluenza A (H1N1 ve H3N2) varyantlarının baskın olduğu bu dönemde, acil servisler ve aile sağlığı merkezlerinde ciddi bir hareketlilik yaşanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Vaka Sayıları Neden Artıyor?</strong></h3>

<p>Halk sağlığı uzmanları, vakalardaki bu artışı birkaç temel nedene bağlıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Hapşırık ve Öksürük:</strong> Kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması virüsün yayılımını kolaylaştırıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Yeni Varyantlar:</strong> Özellikle <strong>H3N2</strong> varyantının, önceki yıllara göre daha hızlı yayıldığı ve semptomların (yüksek ateş, eklem ağrısı) daha belirgin seyrettiği ifade ediliyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bağışıklık Yorgunluğu:</strong> Mevsimsel geçişlerin sert olması vücut direncini düşürüyor.</p>
 </li>
</ul>

<h3><strong>Sağlık Bakanlığı ve Uzmanlardan Açıklamalar</strong></h3>

<p>Sağlık Bakanlığı yetkilileri, mevcut durumun mevsim normalleri çerçevesinde bir "beklenen artış" olduğunu, ancak risk gruplarının (65 yaş üstü, kronik hastalar ve çocuklar) dikkatli olması gerektiğini vurguluyor.</p>

<blockquote>
<p><strong>Dr. Görüşü:</strong> "Hastanelerdeki yoğunluğun büyük bir kısmını üst solunum yolu enfeksiyonları oluşturuyor. Birçok hastada 'H3N2' dediğimiz grip türü ile nezle virüslerinin birlikte görüldüğü 'ko-enfeksiyon' tablolarına rastlıyoruz."</p>
</blockquote>

<hr />
<h3><strong>Hangi Belirtilerde Doktora Gidilmeli?</strong></h3>

<p>Gribi sıradan bir soğuk algınlığından ayıran en temel farklar şunlardır:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Ani ve Yüksek Ateş:</strong> 38°C ve üzerine çıkan, düşürülmesi zor ateş.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Şiddetli Kas Ağrısı:</strong> "Kamyon çarpmış gibi" hissettiren genel vücut ağrısı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kuru Öksürük:</strong> Nefesi zorlayan, inatçı öksürük nöbetleri.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bilinç Bulanıklığı ve Halsizlik:</strong> Günlük aktiviteleri yapamayacak kadar bitkin hissetme.</p>
 </li>
</ol>

<hr />
<h3><strong>Korunma İçin 4 Altın Kural</strong></h3>

<p>Uzmanlar, salgının etkisini azaltmak için şu önlemleri hatırlatıyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>El Hijyeni:</strong> Ellerinizi sık sık sabunla en az 20 saniye yıkayın.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Havalandırma:</strong> Ofis ve sınıfları saat başı en az 5 dakika havalandırın.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Maske Kullanımı:</strong> Özellikle toplu taşıma gibi kalabalık yerlerde maske takmak bulaş riskini %70 oranında azaltıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İstirahat:</strong> Hastalık belirtisi gösterenlerin topluma karışmayıp evde dinlenmesi, salgın zincirini kırmak için kritik önemde.</p>
 </li>
</ul>

<hr />
<p>Siz veya çevrenizdekiler bu belirtileri yaşıyorsa, bol sıvı tüketimi ve doktor kontrolünde tedavi oldukça önemli.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/turkiyede-kis-salgini-etkisi-hastanelerde-yogunluk-artiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Dec 2025 12:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/12/turkiyede-artangribal-vakalar.png" type="image/jpeg" length="20366"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Stres ve Üzüntü kalp Kasını Geçici Felç Edebilir, Ritim Bozukluklarını Tetikler]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/stres-ve-uzuntu-kalp-kasini-gecici-felc-edebilir-ritim-bozukluklarini-tetikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/stres-ve-uzuntu-kalp-kasini-gecici-felc-edebilir-ritim-bozukluklarini-tetikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilimsel çalışmalara göre, yoğun emosyonel stresin kalp kasını geçici olarak felç edebildiğini, ritim bozukluklarını tetikleyebildiğini ve kimi zaman gerçek bir kalp kriziyle neredeyse aynı belirtilere yol açabildiğini söyleyen Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Modern kardiyoloji, artık ruhsal durumun kalp sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve duygusal yüklenmenin biyolojik sonuçlarının göz ardı edilemeyeceğini net şekilde ortaya koymaktadır" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Ani yoğun stres, üzüntü, ayrılık acısı, maddi manevi kayıplar ya da büyük hayal kırıklıkları insan kalbinin duygularla ilişkisi uzun yıllardır metaforlarla anlatılsa da modern tıp, duygusal travmaların kalbi biyolojik olarak da etkilediğini artık çok daha net ortaya koyabiliyor.<br />
Günlük hayatta "Kalbim sıkışıyor" diye tarif edilen his, kimi zaman sadece bir duygu değil, tıpta karşılığı olan ciddi bir tabloya işaret edebiliyor. Kırık kalp sendromunun gerçek bir kalp krizini bire bir taklit edebildiği konusunda uyarılarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Yoğun stres altında veya ani üzüntüler yaşandığında sıkça kullanılan ‘kalbim sıkışıyor’ ifadesi, aslında tıpta ‘Takotsubo Kardiyomiyopatisi’ ya da daha bilinen adıyla ‘Kırık Kalp Sendromu’ olarak tanımlanan tabloyu düşündürür. Bu sendrom, Japonya’da ahtapot avında kullanılan dar boyunlu, geniş tabanlı kaba benzeyen kalp şekli nedeniyle bu adı alır. Genellikle sevilen birinin kaybı, ayrılık, büyük bir tartışma, iş kaybı, ekonomik kriz veya trafik kazası gibi yoğun emosyonel ya da fiziksel streslerin hemen ardından ortaya çıkar. Bu tür durumlarda vücutta aşırı miktarlarda adrenalin ve katekolamin ortaya çıkar ve kalp kasında geçici süreyle kasılma kusuru oluşmasına neden olur. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı ve baş dönmesi gibi kalp krizinde de görülen şikâyetler görülebilir. Belirtilerin kalp krizini birebir taklit etmesi ise sıkça acil başvurusuna yol açar. Çünkü EKG bulguları ve kimi zaman kan değerleri bile kalp kriziyle karışabilir; ancak anjiyografi yapıldığında koroner damarların tıkalı olmadığı anlaşılır. Bu noktada doğru tanının konması ve uygun tedavinin planlanması için kardiyoloji uzmanlarının değerlendirmesi büyük önem taşır" diye konuştu.<br />
<br />
Duygular ve hormonlarla şekillenen denge<br />
Takotsubo’nun çoğu zaman geçici bir tablo olması ve birkaç hafta içinde kalp fonksiyonları normale dönmesinin hafife alınacak bir durum olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Özellikle ileri yaş kadınlarda daha sık görülmesi, ritim bozuklukları ve kalp yetersizliği gibi komplikasyonlara yol açabilmesi nedeniyle dikkatle izlenmesi gerekir. Modern kardiyoloji, artık ruhsal durumun kalp sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve duygusal yüklenmenin biyolojik sonuçlarının göz ardı edilemeyeceğini net şekilde ortaya koymaktadır. Stres hormonlarının kalp üzerindeki etkileri yalnızca Takotsubo’yla sınırlı değildir. Yoğun stres dönemlerinde aritmiler, tansiyon yükselmeleri, belirgin çarpıntılar ve mevcut kalp hastalıklarının alevlenmesi sık karşılaşılan durumlardır. Bu nedenle stres yönetimi, düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku, sosyal destek sistemleri ve psikolojik dayanıklılığı artıran yaşam alışkanlıkları, uzun vadede kalbi koruyan önemli faktörler hâline gelir. Günümüzde şehir yaşamının getirdiği yoğun tempo, ekonomik kaygılar ve duygusal yüklerin görünürlüğünün artması, kırık kalp sendromunun daha fazla konuşulmasına neden olurken, bize kalbin sadece biyolojik bir pompa olmadığını; duygular ve hormonlarla şekillenen kırılgan bir denge içinde çalıştığını hatırlatır" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Kalbi koruyucu alışkanlıklar edinin<br />
Takotsubo’nun belirtileri ve bulguları gerçek bir kalp kriziyle neredeyse bire bir aynı olduğunun altını çizen Prof. Dr. İstemihan Tengiz, göğüste baskı, sıkışma, yanma hissi, nefes darlığı, çarpıntı, kola, boyna ya da çeneye yayılan ağrı, terleme, bulantı ve baş dönmesi gibi belirtilerde acilen hastaneye başvurulmasında fayda olduğunu söyledi. Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Tanı sürecinde EKG, kalp kası enzimleri ve kalp ultrasonu gibi yöntemler kullanılır; gerekli görüldüğünde anjiyografi yapılır. Hastaların çoğu erken dönemde ritim bozukluğu, akut kalp yetmezliği veya kapak hastalığı gelişebileceği için yoğun bakım ya da kardiyoloji servisinde kısa süre izlenir. Tedavi kişiye göre planlanmakla birlikte genellikle kalp hızını azaltan ilaçlar, kalp kası fonksiyonunu destekleyen tedaviler ve gerekirse kan sulandırıcılar tercih edilir. Tıkalı damar olmadığı için balon veya stent uygulanması gerekmez" diye konuştu. İyileşme süreciyle ilgili de bilgi veren Prof. Dr. İstemihan Tengiz, sözlerini şöyle tamamladı: "İyileşme döneminde ağır fiziksel aktivitelerden uzak durmak, kafein ve nikotin gibi uyarıcıları azaltmak, düzenli kontrol yaptırmak ve stres kaynaklarının yönetilmesine özen göstermek önem taşır. Kalbi koruyucu yaşam tarzı alışkanlıkları arasında ise düzenli egzersiz, nefes çalışmaları, meditasyon, bilişsel davranışçı terapi yöntemleri, uyku hijyeninin düzenlenmesi ve güçlü sosyal bağlar kurmak öne çıkar. Araştırmalar, yalnızlığın kalp hastalığı riskini belirgin şekilde artırabildiğini, düzenli egzersiz ve gevşeme tekniklerinin ise stres hormonlarını düşürerek kalp fonksiyonlarını dengelediğini ortaya koymaktadır."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/stres-ve-uzuntu-kalp-kasini-gecici-felc-edebilir-ritim-bozukluklarini-tetikler</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 10:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/12/sigorta-haberleri-izmir-1.jpg" type="image/jpeg" length="72491"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir'de Deniz Yüzeyi, "Deniz Marulu" Olarak Bilinen Yeşil Tabakayla Kaplandı]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-deniz-yuzeyi-deniz-marulu-olarak-bilinen-yesil-tabakayla-kaplandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-deniz-yuzeyi-deniz-marulu-olarak-bilinen-yesil-tabakayla-kaplandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Doğan Yaşar, "Geçen yıl büyük bir plankton patlamasıyla olağanüstü bir balık ölümü yaşadık. Bugün deniz marulunun görülmesi, körfezin çok kirli olduğunun açık bir göstergesidir." dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>İzmir Körfezi'nin Bostanlı kıyılarında sabah saatlerinden itibaren deniz yüzeyinde yoğunlaşan yeşil görüntü dikkat çekti. Sahil bandının kıyı kesimlerinde biriken ve deniz marulu olarak adlandırılan su yosunları, denizin rengini değiştirirken kıyıya vuran ve su yüzeyini kaplayan yeşil tabaka, sahil boyunca geniş bir alanda gözlemlendi. Özellikle dalga hareketlerinin az olduğu sığ bölgelerde yoğunluğun arttığı görüldü. Ayrıca havanın güzel olmasını fırsat bilerek Bostanlı sahiline yürüyüş ve spor yapmaya gelen vatandaşlar, denizdeki renk değişimini fark etti. Öte yandan deniz yüzeyindeki tabakanın kıyı boyunca belirli aralıklarla devam ettiği görüldü.<br />
<br />
"Bu mevsimde deniz marulu olmaz"<br />
Deniz marulunun çoğunlukla Ekim ve Mayıs aylarında görüldüğünü kaydeden Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, "2007'de İzmir'de bir katliam yaptılar; derelerin altını betonlamaya başladılar. ‘Etmeyin, eylemeyin, körfezi öldürürsünüz, perişan edersiniz.' dedik ama dinlemediler. Bugün Aralık'ın 12'si ve artık kış mevsimine geldik; bu mevsimde deniz marulu hiç olmaması gerekirken şu anda deniz marulu var. 2005'ten sonra arıtmayı kesince bir anda geri dönüş başladı; bir yıl sonra İzmir'de koku ortaya çıktı. 2012'lerden sonra ise deniz marulu yavaş yavaş patlamaya başladı. Önceleri yalnızca Mayıs ve Ekim aylarında görülürken zamanla aylar boyunca sürer hale geldi. Bu durum, denizin yeniden doygunluğa erişmeye başladığının göstergesiydi. Geçen yıl büyük bir plankton patlamasıyla olağanüstü bir balık ölümü yaşadık. Bugün Aralık'ın 12'sinde deniz marulunun görülmesi, körfezin çok kirli olduğunun açık bir göstergesidir." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-deniz-yuzeyi-deniz-marulu-olarak-bilinen-yesil-tabakayla-kaplandi</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Dec 2025 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/12/izmir-haber-ajansi-16.png" type="image/jpeg" length="11208"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Antalya Büyükşehir Belediye başkanı Muhittin Böcek Cezaevinden Hastaneye Kaldırıldı]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/antalya-buyuksehir-belediye-baskani-muhittin-bocek-cezaevinden-hastaneye-kaldirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/antalya-buyuksehir-belediye-baskani-muhittin-bocek-cezaevinden-hastaneye-kaldirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının koordinesinde yürütülen "rüşvet" ve "yolsuzluk" soruşturmasında 5 Temmuz tarihinde gözaltına alınıp tutuklanan ve görevden uzaklaştırılan Antalya Büyükşehir Belediyesi eski başkanı Muhittin Böcek, gece saatlerinde sağlık şikayetleri sebebiyle 7'nci kez hastaneye kaldırıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Antalya'da tutuklu bulunduğu Döşemealtı L Tipi Cezaevi'nden şikayetleri sebebiyle bugün gece saatlerinde Antalya Şehir Hastanesi'ne kaldırılan 63 yaşındaki Muhittin Böcek'in şikayetlerinin değerlendirildiği öğrenildi. Muhittin Böcek sosyal medya hesabından daha önce yaptığı açıklamalarda şeker, kalp, tansiyon, prostat rahatsızlığı, böbrek değerlerinin yüksekliği, akciğer problemleri yaşadığını ve 22 ilaç kullandığını paylaşmıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/antalya-buyuksehir-belediye-baskani-muhittin-bocek-cezaevinden-hastaneye-kaldirildi</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Dec 2025 15:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/12/izmir-haber-ajansi-4.png" type="image/jpeg" length="55830"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Düz Tabanlık ve İçe Basma Çocuklarda Erken Tanıyla Düzelebilir"]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/duz-tabanlik-ve-ice-basma-cocuklarda-erken-taniyla-duzelebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/duz-tabanlik-ve-ice-basma-cocuklarda-erken-taniyla-duzelebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İsmet Yalkın Çamurcu, çocuklardaki yürüyüş bozukluklarına ilişkin, "Özellikle okul çağında fark edilen düztabanlık, ilerleyen yaşlarda ayak ağrısı, koşarken zorlanma, sık düşme ve hatta diz ile bel ağrılarına yol açabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Günümüzde tabanlık uygulamaları, egzersizler, fizik tedavi yöntemleri ve gerekli olduğunda cerrahi tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Bu nedenle ailelerin düzenli kontrolleri ihmal etmemesi gerekir" dedi.<br />
Çocuklarda görülen yürüme bozuklukları ve ayak şekli farklılıkları, aileleri endişelendiren en sık ortopedik sorunlardan biri. Özellikle içe basma (intoeing) ve düztabanlık çoğu zaman büyüme sürecinin doğal bir parçası olabilirken, bazı durumlarda tedavi gerektirebiliyor. VM Medical Park Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. İsmet Yalkın Çamurcu, çocuklarda sık görülen yürüme bozukluklarının erken dönemde fark edilip takip edilmesi halinde büyük oranda tedaviyle düzelebileceğini vurguladı.<br />
<br />
"Çocuk büyüdükçe kendiliğinden düzelebilir"<br />
Çocuklarda içe basmanın genellikle uyluk kemiği üst kısmı ya da kaval kemiği hizalanmasındaki farklılıklardan kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Çamurcu, "Bu durum özellikle okul öncesi dönemde sık görülür ve çocuk büyüdükçe zaman içinde kendiliğinden düzelebilir. Ancak düzelmenin beklenmediği ya da sorunların ilerlediği vakalarda erken ortopedik muayene büyük önem taşır" dedi.<br />
Düztabanlığın ise ayağın kavisinin gelişmemesi ile ortaya çıktığını söyleyen Prof. Dr. Çamurcu, "Özellikle okul çağında fark edilen düztabanlık, ilerleyen yaşlarda ayak ağrısı, koşarken zorlanma, sık düşme ve hatta diz ile bel ağrılarına yol açabilir" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Erken teşhis önem taşır"<br />
Bursa gibi büyük şehirlerde çocukların hem okul hem de spor hayatının yoğun olduğunu dile getiren Prof. Dr. Çamurcu, basit görünen yürüme bozukluklarının zamanla ciddi ortopedik problemlere dönüşebileceğini söyledi. Prof. Dr. Çamur, "Günümüzde tabanlık uygulamaları, egzersizler, fizik tedavi yöntemleri ve gerekli olduğunda cerrahi tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilmektedir. Bu nedenle ailelerin düzenli kontrolleri ihmal etmemesi gerekir" dedi.<br />
<br />
"Aileler çocuklarının yürüyüşünü gözlemlemeli"<br />
Çocuklarda yürüme ve ayak problemlerinin her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmediğini ancak göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çamurcu, ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları şöyle sıraladı:<br />
"Çocuğun yürüyüşü düzenli olarak gözlemlenmeli, ayakkabılarında tek taraflı aşınma olup olmadığı kontrol edilmeli, sık düşme veya sporda zorlanma takip edilmeli, çocuk ayağında veya bacaklarında ağrıdan şikayet ediyorsa vakit kaybetmeden uzman görüşü alınmalı."<br />
<br />
"Sağlıklı geleceğe adım atmak mümkün"<br />
Erken dönemde yapılacak müdahaleler sayesinde çocukların sağlıklı bir şekilde büyüyebileceğini belirten Prof. Dr. Çamurcu, "Bilinçli aile yaklaşımı, düzenli muayeneler ve doğru tedavi yöntemleriyle çocuklar sağlıklı bir geleceğe adım atabilir" ded</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/duz-tabanlik-ve-ice-basma-cocuklarda-erken-taniyla-duzelebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 Aug 2025 21:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/08/ozlem-cercioglu-1.png" type="image/jpeg" length="47837"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir'de boy ve kilo ölçümü uygulaması başladı]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-boy-ve-kilo-olcumu-uygulamasi-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-boy-ve-kilo-olcumu-uygulamasi-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir'de Aile Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri tarafından vatandaşlara boy kilo endeksi ölçümü yapıldı. Fazla kilosu bulunan vatandaşlar, sağlık personeli tarafından aile sağlığı merkezlerine yönlendirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p><br />
81 ilde başlatılan yeni program kapsamında, halkın yoğun olarak bulunduğu meydanlar, kamusal alanlar ve etkinlik alanlarında vatandaşların boy, kilo ve vücut kitle indeksi ölçümleri yapılıyor. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, fazla kilolu bireylerin tespit edilerek Sağlıklı Hayat Merkezleri'ne yönlendirileceğini ve uygulamayla 10 milyon kişiye ulaşmanın hedeflendiğini, uygulamayla bireylerin sağlık durumlarının yerinde tespitinin amaçlandığını belirtmişti. İzmir'de de "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" projesi kapsamında Aile Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri, Konak Meydanı'nda kurulan stantta vatandaşların boy ve kilolarını ölçtü. Elde edilen veriler doğrultusunda vücut kitle endeksi değerleri fazla çıkan vatandaşlar, sağlık personeli tarafından aile sağlığı merkezlerine yönlendirildi.<br />
<br />
"Hedef yarım milyon kişi"<br />
12 günde 83 bin vatandaşa boy ve kilo ölçümü yaptıklarını söyleyen İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Metin Kızılelma, hedeflerinin yarım milyon kişiye ulaşmak olduğunu söyledi. Kızılelma, "Sağlık Bakanlığımızın bu konudaki hedefi; 10 Mayıs - 10 Temmuz tarihleri arasında, 2 ay içinde 10 milyon kişiye ulaşarak obezite konusundaki farkındalığı artırmak. Biz de il olarak, bu 2 aylık süre içinde yarım milyondan fazla kişiye ulaşarak boy ve kilolarını ölçüp beden kitle endekslerini hesaplayarak bir farkındalık oluşturmak istiyoruz. Bu ölçümlerden sonra kişileri yönlendirdiğimiz Obezite Danışma Birimlerimiz var. Bu birimler; 33 ilde, 11 tanesi Sağlıklı Hayat Merkezlerinde, 22 tanesi İlçe Sağlık Müdürlüklerinde olmak üzere toplam 33 merkezde hizmet veriyor. Bu merkezlerde, biz ücretsiz olarak diyetisyenlerimiz aracılığıyla beslenme danışmanlığı hizmeti sunuyoruz. Bu sunduğumuz hizmetten vatandaşımızın daha fazla yararlanmasını istiyoruz. Çünkü biliyorsunuz, obezite birçok kronik hastalığın gelişiminde, uzun vadede çok etkili. Kalp hastalıkları, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkları engellemek için, kişilerin zamanında bilgilendirilmesi; obezite konusunda farkındalık oluşturulması ve sağlıklı beslenme sağlanarak ideal kilolarına ulaşmaları amaçlanıyor. Biz, il olarak 12 günde 83 bin kişiye ulaştık. Bu kişileri hem obezite konusunda bilgilendirdik, hem beden kitle endekslerini hesapladık hem de uygun olan kişileri bu merkezlerimize yönlendirdik. Amacımız, daha da hızlanarak yarım milyon kişiyi geçmek" dedi.<br />
Bölgede boy ve kilo ölçümü yaptıran vatandaşlardan Yaşar Caner ise, "Biraz kilom var ve sağlık danışmanıyla görüşmemi talep edeceğiz. Bu uygulamayı televizyonda görmüştüm, izledim ama denk gelmemiştik, bu sefer denk geldik. Bir deneyelim dedik ve aldık gerekli bilgileri. Böyle bir değerlendirme yapacağız" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-boy-ve-kilo-olcumu-uygulamasi-basladi</guid>
      <pubDate>Sat, 24 May 2025 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/05/izmirde-boy-ve-kilo-olcumu-uygulamasi-basladi-2.png" type="image/jpeg" length="76914"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cilt yaşlanmasını önlemek için güneşten korunun]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/cilt-yaslanmasini-onlemek-icin-gunesten-korunun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/cilt-yaslanmasini-onlemek-icin-gunesten-korunun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, güneşin cilde olan etkilerinin geniş bir yelpazeyi kapsadığını, doğru koruma olmadığında ise cilt sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu söyledi.<br />
Güneş ışınlarına maruz kalmanın, cilt yaşlanmasının bir numaralı sebebi olduğunu ifade eden Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, en etkili yaşlanma önleyici kremin güneş koruyucu olduğunu söyledi.</p>

<p></p>

<p>Düzenli olarak güneş kremi kullanmak ise cilt kanserinin ve erken yaşlanma belirtilerinin önlenmesi için kesinlikle en etkili yol olduğunu ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "Güneş ışığı, dünyaya ulaşan iki tür zararlı ışından oluşur. Bunlar, UVA ışınları ve UVB ışınlarıdır. Bunların her ikisi de erken yaşlanmaya, kırışıklıklara ve cilt kanserine yol açabilir. Güneş ışınları insanları yaşlandırdığı için en etkili yaşlanma önleyici krem, güneş koruyucudur. UVB ışınları derinin üst katmanında kalırken, UVA ışınları alt katmana geçebilir. Bulutlu günlerde bile etkisi gösteren ve hatta camdan içeri sızan UVA ışınları dünya yüzeyine yansıyan ultraviyole ışınlarının yüzde 95'ini oluşturur. Bu ışınlar foto yaşlanma dediğimiz cildin destek yapılan olan kollajen ve elastin liflerin dokusunu kaybetmesine ve cilt sıkılığının azalmasına sebep olur. Bunun yanı sıra güneş alerjisi olarak bilinen kızarıklık, kaşıntı, polimorf ışık erüpsiyonu şikâyetlerinin de sebebini oluşturur. Hamilelik maskesi, yanak ve alında koyu lekeler, hatta cilt kanseri oluşumuna da sebep olabilir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
UVB ışınlarının güneş ışınlarının yüzde 5'ini oluşturduğunu belirten Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "UVB, bulut ve camlardan geçemezler ancak derinin üst katmanına nüfuz edebilirler. Reaktif oksijen radikallerine karşı bariyer fonksiyonu iyi sağlanamadığında bronzlaşma, güneş yanıkları, güneş alerjisi ve cilt kanserlerinden sorumludurlar. Güneş kremi seçerken hem UVA hem de UVB koruma sağlamasına mutlaka dikkat etmek gerekir" şeklinde konuştu.</p>

<p><br />
Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "Doğru güneş koruyucuyu seçmek konusu bazen kafa karışıklığı oluşturabilir" derken, "Etiket okurken dikkat etmek gereken bazı noktalar var. UVA ve UVB ortak koruma amacıyla geniş spektrumlu (broad band) yazması son derece önemlidir. UVA koruması: PPD / PA, UVB koruması: SPF değerleri ile ölçülür. SPF'nin düşük, orta, yüksek ve çok yüksek olmak üzere dört farklı koruma düzeyi vardır. Güneş koruyucularda ne kadar çok uygulama yapılırsa o kadar çok korunma sağlanır. Bu sebeple dışarı çıkmadan 30 dakika önce güneş kremi sürülmesi ve 2 saatte bir krem yenileme önerilir. Denizde, suda uzun süre kalınacağı dönemlerde suya dayanıklı formüller tercih edilmelidir. Güneşten koruyucular yüzme, aşırı aktivite ve kurulanma sonrası tekrar uygulanmalıdır" ifadelerini kullandı.<br />
"İyi bir güneş koruyucunun hem UVA hem UVB filtresi, suya ve tere dayanıklı olması gerekir" diyen Uzm. Dr. Işıl Kamberoğlu Turan, "Güneş insanları yaşlandırdığı için en etkili yaşlanma önleyici krem güneş koruyucudur. Kişiye özel uygulama için, mutlaka dermatolog kontrolünde ürün seçmeyi öneriyoruz. Unutmayın cilt bakımı bilginin sihrini taşır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/cilt-yaslanmasini-onlemek-icin-gunesten-korunun</guid>
      <pubDate>Thu, 22 May 2025 15:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/05/cilt-yaslanmasini-onlemek-icin-gunesten-korunun-2.jpg" type="image/jpeg" length="16870"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Fazla Vitamin Tüketimi Farklı Hastalıklara Neden Olabilir"]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/fazla-vitamin-tuketimi-farkli-hastaliklara-neden-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/fazla-vitamin-tuketimi-farkli-hastaliklara-neden-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gereksiz vitamin takviyesi kullanımının bireyin sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Güven Koç, "B grupları yüksek dozlarda alınırsa zehirlenme semptomları kişide gözlemlenebilir. Bu belirtiler arasında gözde ışık hassasiyeti, ishal, kalp çarpıntısı, cilt problemleri, baş ağrısı gelişebilir. C grubunun yüksek dozda alınması ise demir düzeyinin kanda yükselmesine neden olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi'nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Güven Koç, vitamin takviyeleri hakkında açıklamalarda bulundu. Vitaminlerin vücudumuzda gerçekleşen tüm işlemlerde anahtar rol oynayan, vücutta bir oranda sentezlenmeyen, yaşam için gerekli, çok küçük miktarlarıyla hücre metabolizmasında önemli tepkimeleri uyaran organik bileşikler olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Koç, "Vitaminlerin çoğu, vücut tarafından yapılamadığı için tükettiğimiz besinlerle alınması gerekmektedir. Yeterli ve dengeli bir beslenmeyle vücudun vitamin ihtiyacı çoğunlukla karşılanabilir. Ancak gebelik, yaşlılık gibi bazı fizyolojik durumlarda, bazı çevresel faktörlerle, bazı hastalıklar veya ilaç tedavisi durumlarında vitamin ihtiyacı artabilir. Bu durumlarda vitamin takviyesi gerekebilir" diye konuştu.<br />
<br />
"Doktor kontrolünde ek vitamin alınmalı"<br />
Hangi durumlarda vitamin takviyesi alınması gerektiğini anlatan Uzm. Dr. Koç, "Sağlıklı bireylerin gıdalarına ek olarak vitamin almalarına gerek yoktur. Kişinin vitamin eksikliği varsa isteğine bağlı olarak değil doktor kontrolünde ek vitaminleri alması gerekmektedir. Bu yüzden besin gruplarının dengeli olarak vitamin kayıplarına neden olmadan tüketilmesi önemlidir. Kronik hastalıklar gibi durumlarda, vitaminlerin bağırsaklardan emiliminin bozulduğu durumlarda, yaşamın sağlıklı sürdürülmesi açısından vitamin takviyelerinin alınması gerekmektedir" şeklinde konuştu.<br />
<br />
"Vücuda zarar verebilir"<br />
Bilinçsiz vitamin takviyesi kullanımının olumsuz etkileri hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Koç, "Vitaminler vücutta büyük oranda üretilemediğinden besinlerle alınması gerekir, eğer besinlerle alınmasında sorun varsa veya besinlerle alınmasına rağmen vücutta emilemiyorsa dışarıdan ama doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Doktor kontrolü olmadan, hastanın kontrolsüz vitamin kullanması özellikle yağda eriyen D vitamini, A vitamini gibi hormonların toksik seviyelere çıkmalarına ve vücuda zarar vermelerine sebep olabilmektedir" dedi.<br />
<br />
"Vitamin takviyeleri kullanımı nitelikli çalışanlarda daha fazla"<br />
İstatistiki verilerden bahseden Uzm. Dr. Koç, "Araştırmalara göre gıda takviyesi kullanım oranı kadınlarda yüzde 18, 18-34 yaş grubundaki gençlerde yüzde 15, bekârlarda yüzde 33, üniversite mezunlarında yüzde 23'tür. Nitelikli işlerde ve profesyonel mesleklerde çalışanlarda kullanım oranı ortalamadan yüksektir. Bu oranlar diğer ilaç gruplarına göre oldukça yüksektir. Bunun büyük bir oranı gerekli olmadan kontrolsüz kullanıma bağlıdır" açıklamasında bulundu.<br />
<br />
"Vitaminler fazla alındığında yan etkiler görülebilir"<br />
Vitamin takviyelerinin vücuda gereğinden fazla alınmasının, bazı yan etkiler oluşturabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Koç, şu bilgileri paylaştı: "Suda çözünen B ve C vitamini fazlalığı, genelde vücutta böbrek yolundan çabuk atıldıklarından büyük yan etkiler oluşturmaz. B grupları yüksek dozlarda alınırsa zehirlenme semptomları kişide gözlemlenebilir. Bu belirtiler arasında gözde ışık hassasiyeti, ishal, kalp çarpıntısı, cilt problemleri, baş ağrısı gelişebilir. C grubunun yüksek dozda alınması, demir düzeyinin kanda yükselmesine neden olabilir. Ayrıca böbrek taşı oluşma riski artabilir ve enzim eksikliği yaşayan kişilerde kan hücreleri parçalanmaya başlayabilir. Yağda eriyen D vitamininin fazla alınması, kanda kalsiyum birikmesine neden olur. Bu durum da böbrek taşına, damar problemlerine, kalp ve böbrek yetmezliğine sebebiyet verebilir. Fazla alıma bağlı toksisitesinin oluşması için 1-2 ay boyunca 10.000 IU'den fazla alınması gerekir. Kişide kronik toksisite varsa cinsel isteksizlik, kemik ağrısı, gözde kızarıklık ve ışığa hassasiyet, psikolojik problemler görülebilir. A vitamininin fazla alınması durumunda da, kısa vadeli dudak ve ellerde soyulma, aşırı cilt kuruluğu, karaciğer ve dalak büyümesi, kemik ağrıları kan basıncının yükselmesi, görme bozukluğu, baş dönmesi ya da ağrısı oluşturabilir. E vitaminin fazla alımı ise kanın pıhtılaşmasını azaltabilir ve kanamalara neden olabilir. Tam tersi K vitaminin fazla alınması da kan pıhtılaşmasını artırabilir."<br />
<br />
"Takviyelerin doğru kullanımı önemli"<br />
Takviyelerin doğru ve akılcı kullanımının nasıl olması gerektiğini açıklayan Uzm. Dr. Koç, "Herhangi bir takviyeye başlamadan önce mutlaka vücuttaki düzeyi ölçülmeli, eksikliğinde doktor kontrolünde kullanılmaya başlanmalıdır. Vitamin ve minerallerin hem birbirleriyle hem de kullanılan ilaçlarla etkileşimi göz önünde bulundurulmalıdır. Güvenilir ürün kullanımı açısından, mutlaka Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından onaylı ürünler kullanılmalıdır. D ve K vitaminin birlikte alınması, kemiğe kalsiyum girebilmesini artırabilir, dolayısıyla D vitaminin etkisini artırabilir. Yağda eriyen A, D, K ve E vitaminleri tok karnına alınması gerekirken, suda eriyen B ve C vitaminlerinin bol su ile günün erken saatlerinde alınması uygun olacaktır. Demir preparatlarının C vitamini ile beraber alınması durumunda, demir emilimi artacaktır. A ve E grubu ürün içeriklerinin K grubu ile aynı gün alınması ise çok tavsiye edilmez" dedi.<br />
<br />
"C ve D vitamini aynı anda alınmamalı"<br />
C ve D vitaminin aynı anda alınmaması uyarısında bulunan Uzm. Dr. Koç, "Bu iki grubun vücutta faydaları zıt yönlüdür. C grubunun suda çözünen ve kanı sulandıran özelliği vardır. Diğer yandan D grubunun ise kalsiyum birikimini kanda artırdığı için pıhtılaşmayı artıran yönü vardır. Bu yüzden bu iki grubun aynı anda alınması önerilmezken, en az 3-4 saat zaman farkı bırakılması tavsiye edilir" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
"Doktor kontrolünde takip edilmelidir"<br />
Vitamin takviyelerinin hekim kontrolü olmadan kullanılmaması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Koç, "Gelişen toplumlarda sanayileşmenin de etkisiyle toprağın verimsizleşmesi beslenme ile karşılanan vitamin ve minerallerin yetersizliklerine neden olmaktadır. Dolayısıyla, çocukluk, yaşlılık, gebelik gibi fizyolojik durumlarda ve bazı kronik hastalıklarda vitamin takviyelerinin alınması gerekebilmektedir. Fakat bunun doktor kontrolünde ve kan seviyelerinin belli aralıklarla takip edilerek yapılması gerekmektedir" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/fazla-vitamin-tuketimi-farkli-hastaliklara-neden-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Apr 2025 19:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/04/parkinson-hastaligi-izmir-5.jpg" type="image/jpeg" length="84383"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Folik Asit Fiyatında Nelere Dikkat Edilmeli?]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/folik-asit-fiyatinda-nelere-dikkat-edilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/folik-asit-fiyatinda-nelere-dikkat-edilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>Folik Asit Fiyat</strong></h1>

<p>İnsan vücudu için hayati öneme sahip vitaminlerden biri olan folik asit, çeşitli biyolojik süreçlerde rol oynar. DNA sentezi, hücre bölünmesi ve kırmızı kan hücrelerinin üretimi gibi işlevler, yeterli miktarda alındığında sağlıklı şekilde gerçekleşir. Dengeli bir beslenme düzeni ile alınması önerilirken, takviye edici gıdalar da yaygın şekilde tercih edilmektedir. <a href="https://www.plantus.com.tr/folik-asit" rel="nofollow"><strong>Folik asit fiyat</strong></a> araştırması yapanlar için piyasada geniş bir fiyat aralığının bulunduğu görülmektedir.</p>

<p>Markalar, içerik miktarı ve üretim yöntemlerine bağlı olarak farklı fiyatlandırma stratejileri uygulamaktadır. Ancak tüketicilerin, satın alma kararı vermeden önce ürün içeriğini detaylıca incelemesi büyük önem taşır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Piyasadaki Değişkenlik ve Etken Faktörler</strong></h2>

<p>Folik asit ürünlerinin fiyatlandırılmasında birçok unsur etkili olur. Üretim kalitesi, ham madde kaynağı ve kullanılan ek bileşenler, fiyat aralığının belirlenmesinde başlıca faktörler arasında yer alır. Ürünlerin formülasyonu, emilim kapasitesine doğrudan etki eder. Bu sebeple, aynı içerikte olduğu belirtilen ürünler arasında bile önemli fiyat farklılıkları oluşabilir.</p>

<p>Ambalaj türü, doz miktarı ve üretici firmanın pazarlama stratejileri de fiyatın değişkenlik göstermesine neden olan unsurlar arasında bulunur. Satış noktaları ve tedarik zinciri koşulları da doğrudan fiyat seviyelerine etki eder. Bu yüzden, <strong>folik asit fiyat</strong> konusunda kesin bir rakam belirtmek yerine, genel piyasa eğilimleri ve fiyatı etkileyen faktörler üzerinde durmak daha doğru olur.</p>

<h2><strong>Satın Alma Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler</strong></h2>

<p>Tüketiciler, folik asit alırken yalnızca fiyatı değil, aynı zamanda kaliteyi de göz önünde bulundurmalıdır. Ürünlerin üretim süreçleri, içeriğinde yer alan katkı maddeleri ve emilim oranları, tercih sürecinde değerlendirilmesi gereken başlıca unsurlardır. Resmi sağlık otoritelerinin onayladığı ürünler, güvenilirlik açısından daha avantajlıdır.</p>

<p>Ürünlerin ambalajları üzerinde yer alan etiket bilgileri dikkatle incelenmelidir. İçerik detayları, günlük kullanım dozu ve saklama koşulları gibi bilgilerin doğruluğu, ürünün güvenilirliği konusunda fikir verir. Bu noktada, fiyat-performans dengesinin sağlanması, en uygun seçimi yapabilmek için kritik öneme sahiptir.</p>

<h2><strong>Çevrimiçi ve Fiziksel Mağazalardaki Fiyat Karşılaştırması</strong></h2>

<p>Günümüzde tüketiciler, ürünleri hem eczanelerde hem de çevrimiçi platformlarda satın alabilmektedir. Tüketiciler, <strong>folik asit fiyat</strong> konusunda en doğru kararı vermek için farklı satış noktalarındaki fiyat aralıklarını gözden geçirmelidir. Folit asit özellikleri ve fiyat seçenekleri için <a href="https://www.plantus.com.tr/folik-asit" rel="nofollow">https://www.plantus.com.tr/folik-asit</a> sayfasını ziyaret edebilirsiniz.</p></p>]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/folik-asit-fiyatinda-nelere-dikkat-edilmeli</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 15:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/03/folik-asit.png" type="image/jpeg" length="48928"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir'de artan ikinci dalga influenzaya dikkat...]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-artan-ikinci-dalga-influenzaya-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-artan-ikinci-dalga-influenzaya-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu yıl yaşanan ikinci dalga influenza salgınında, yaygın görülen karın ağrısı, mide bulantısı ve ateş, apandisit belirtileri ile karıştırılabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Can Hastanesi Çocuk Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Nihan Akar, "Çocuklardaki influenza belirtileri, apandisitin belirtilerine çok benziyor. Influenza belirtisi sanılan şikayetler için ağrı kesici, ateş düşürücü kullanımı apandisitin fark edilmeden patlamasına yol açabiliyor ya da apandisit şüphesiyle acil tetkikler istendiğinde aileler paniğe kapılabiliyor" dedi.<br />
<br />
"Aileler paniğe kapılmasın"<br />
İkinci dalga influenza, çocuklarda da yaygınlaşırken en sık olarak karın ağrısı, mide bulantısı, kusma ve ateş görülüyor. Bu belirtilerin aynı zamanda apandisit belirtileri de olduğuna değinen Op. Dr. Nihan Akar, bu yakınmalar için ağrı kesici ve ateş düşürücü kullanmanın apandisitin belirtilerini gölgeleyerek tehlikeli sonuçlar doğurabildiğini söyledi. Bu benzerliğin tam tersi bir durum oluşturduğuna da değinen Akar, şöyle devam etti: "Benzer belirtiler görüldüğünde ve apandisitten şüphelenildiğinde acilen ultrason ve kan tahlilleri gibi bazı tetkikler yapılması gerekiyor. Ancak aileler çoğu zaman ‘çocuğum ameliyat olacak’ korkusuyla paniğe kapılıyor. Genelde bu durum influenza tanısı ile sonuçlanıyor. Ailelerin hemen paniğe kapılmasına gerek yok ama yine de bu durumlarda, bir çocuk cerrahi uzmanının detaylı muayenesinde fayda var."<br />
<br />
Sebebi bilinmeyen karın ağrısında ağrı kesici kullanılmamalı<br />
Karın boşluğunun sağ alt kısmında yer alan apandisin iltihaplanmasıyla ortaya çıkan apandisitin, en önemli belirtisi olan karın ağrısının vücutta önemli bir bulgu olduğuna dikkati çeken Dr. Nihan Akar, sebebi bilinmeyen karın ağrısı durumunda ağrı kesici kullanmanın tehlikeli olduğu uyarısında bulundu. Akar, "Apandisit geliştiği durumlarda ilk 24 ila 48 saat arasında acil müdahale edilmesi gerekiyor. Bu ameliyatlar kapalı yöntemle yapılarak 1 ya da 2 gün hastanede yatışın ardından hızlı iyileşme sağlanıyor" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>İZMİR HABER, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/izmirde-artan-ikinci-dalga-influenzaya-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Mar 2025 11:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/03/izmirde-artan-ikinci-dalga-influenzaya-dikkat.png" type="image/jpeg" length="34381"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazan’da İftarda Hızlı Yemek Kilo Aldırıyor!]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/ramazanda-iftarda-hizli-yemek-kilo-aldiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/ramazanda-iftarda-hizli-yemek-kilo-aldiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüksek yağ ve şeker oranına sahip “şerbetli  tatlı”  yerine “sütlü tatlı” yiyin!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan’da uzun süren açlık sonrası fazla miktarda ve hızlı besin tüketiminin zararlarına dikkat çeken Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, “Ramazan ayını şişmanlamadan geçirmek mümkün olsa da bu süreçte yapılan beslenme hataları &nbsp;nedeniyle kilo alma durumu ortaya çıkabilmektedir.Bu süreçte en yaygın olarak yapılan beslenme davranış hatası;&nbsp;hızlı&nbsp;ve&nbsp;enerji, yağ&nbsp;ve karbonhidrat içeriği yoğun besinlerin fazla tüketimi &nbsp;ile birlikte şişmanlık kaçınılmaz hale geliyor.” dedi.</p>

<p>İftar sofralarının olmazsa olmazlarından &nbsp;iftar pideleri ve tatlılara dikkat çeken &nbsp;Doç. Dr. Müge Arslan, “Elbetteki tatlı tüketilebilir. Ancak Ramazan'da, genellikle&nbsp;yüksek yağ ve şeker oranına sahip&nbsp;‘Şerbetli &nbsp;tatlılar’&nbsp;tercih ediliyor. Tatlı tüketmek isteyenler, sütlü tatlıları (tavuk göğsü, sütlaç, muhallebi gibi) veya dondurmayı tercih etmelidir.” dedi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, Ramazan ayında yapılan hatalı beslenme alışkanlıklarına dikkat çekti.&nbsp;</p>

<p>Mide asidik ortamdayken zararlı besinler tüketmeyin!</p>

<p>Doç. Dr. Müge Arslan, Ramazan ayının Müslüman aleminin bir ay boyunca beslenme düzeninin değiştiği bu sürenin beslenme alışkanlığının değişimi açısından özel zamanlardan biri olduğuna işaret ederek, “16-18 saat gibi&nbsp;uzun süren açlıkların ardından yapılan yanlış beslenme davranışları, beraberinde mide rahatsızlıklarını da getirebilir. Yanlış beslenme alışkanlıklarına örnek olarak, insanların oruçlarını doğrudan sigara ile açmaları veya asitli içecekleri tercih etmelerini dile getirdi.&nbsp;</p>

<p>Doç. Dr. Müge Arslan, “Zaten uzun süreli açlık nedeniyle asidik bir süreçte olan boş mideye, bu tarz yanlış besinlerin gelmesiyle mide yanmaları, mide ağrıları ve hatta daha ileri aşamalarda mide kanamaları görülebilir.”&nbsp;dedi.</p>

<p>Hızlı yemek kilo aldırıyor!</p>

<p>Uzun süren açlık sonrası fazla miktarda ve hızlı bir şekilde besin tüketiminin zararlarına da dikkat çeken Doç. Dr. Müge Arslan, “Boş olan mideye hızlı ve fazla miktarda besin girdiğinde mide rahatsızlıklarının yanı sıra,&nbsp;şişmanlama da bu süreçte görülebilir. Aslında Ramazan ayını şişmanlamadan geçirmek mümkün olsa da bu süreçte yapılan beslenme hataları nedeniyle kilo alma durumu ortaya çıkabilmektedir” diyerek, hem sindirimin tamamlanması için zaman açısından, hem de doyma hissinin algılanması açısından yavaş ve çok çiğneyerek besin tüketiminin altını çizdi.</p>

<p>Tokluk hissi beyne, besin ağza alındıktan 15 dakika sonra ulaşıyor</p>

<p>Doç. Dr. Müge Arslan,&nbsp;iftarda çok hızlı besin tüketilmesine ilişkin de şu bilgileri verdi:</p>

<p>“Tokluk hissi beyne, besin ağza alındıktan 15 dakika sonra ulaşır. Ancak, uzun süreli açlığın etkisiyle neredeyse nefes almadan besin tüketildiği için tokluk hissi algılanamadan porsiyon miktarı artıyor. Genellikle de uzun süreli açlıkta hızlı ve fazla miktarda tüketilen besinler kalorili oluyor. Mesela iftariyeliklerle birlikte pideye çok fazla yükleniliyor ve böylece karbonhidrat içeriğinin fazlalaşması ve enerji alımı da &nbsp;artıyor. Hızlı yemek yeme alışkanlığıyla birlikte şişmanlık kaçınılmaz hale geliyor.”&nbsp;</p>

<p>Kilo alımının önüne geçmek için sahura mutlaka kalkılmalı</p>

<p>Uzun süreli açlıkta, 16-18 saatlik bir süreçte, ciddi anlamda şeker düşüşü yaşandığını da ifade eden&nbsp;Doç. Dr. Müge Arslan,“Sahura kalkmadığınızda bu durumu daha da olumsuz hale getirmiş olursunuz. Hem mide rahatsızlıklarını önlemek hem de kilo alımının önüne geçmek için sahura mutlaka kalkılmalıdır.”&nbsp;dedi.</p>

<p>Sahur altın değerindedir, önemlidir ve mutlaka kalkılması gerekir!</p>

<p>İnsanların Ramazan’da iki farklı beslenme davranış sergilediklerini kaydeden&nbsp;Doç. Dr. Müge Arslan,&nbsp;şöyle devam etti:</p>

<p>“Sahura kalkanlar ve sahura kalkmayanlar… Sahura kalkmayanlar, sahura kadar olan süreçte beslenmeye devam edebiliyorlar. Bu, hiç yapmamaktansa tercih edilebilir bir seçenektir. Yani sahura kalkmamaktansa iftar sonrasından sahura kadarki süreçte &nbsp;atıştırmalıklar şeklinde besin alımı, hiç yapılmamasından daha iyidir. Ancak uyku da insanlara daha cazip gelebiliyor. İftardan sonra uyuyup, sonrasında sahura kalkmak çok daha tercih edilebilir bir durumdur. Sahur zamanı sabaha yakın olduğu için, kahvaltı öğünü niteliğindeki sahur, o gün içerisindeki 16-18 saatlik açlığı dengeleyecek olan öğündür. Bu nedenle sahur altın değerindedir, çok önemlidir ve mutlaka kalkılması gerekir.”</p>

<p>Sahurda protein ve enerji içeriği yüksek besinler tercih edilmeli</p>

<p>“Sahurda&nbsp;mideyi rahatsız etmeyecek, ağır olmayan, karbonhidrat içeriği düşük ama protein ve enerji içeriği yüksek besinler tercih edilmelidir.” diyen&nbsp;Doç. Dr. Müge Arslan, şunları da kaydetti:</p>

<p>“Kahvaltı öğünü gibi düşünülerek, peynir, yumurta, zeytin, yeşillikler ve ekmekten oluşan bir menü tercih edilebilir. Eğer bu besinler tok tutmuyorsa, çok aşırı sıcak olmayan (mide rahatsızlığı yapabilir) sıcak bir çorba içilebilir. Çorbanın yanında hafif zeytinyağlı bir yemek de tüketilebilir. Menemen, omlet veya yoğurt içerisine meyve,&nbsp;yulaf&nbsp;ya da&nbsp;mısır gevreği&nbsp;eklenmesi de&nbsp;iyi bir alternatif olabilir. Bu tür besin tercihleri, sağlıklı bir sahur seçeneği oluşturur.”</p>

<p>Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar veya dondurma…</p>

<p>İftar sofraları denince akla&nbsp;ilk gelenlerin&nbsp;meşhur iftar pideleri ve tatlılar&nbsp;olduğunu dile getiren&nbsp;Doç. Dr. Müge Arslan,&nbsp;şöyle devam etti:</p>

<p>“Elbette ki tatlı tüketilebilir. Zaten normal beslenme düzeninde de tatlı yenilmez diye bir kural yoktur. Bireylerin yaşam tarzlarına göre tatlı tercihleri değişebilir. Ancak Ramazan'da, uzun süreli açlığın ardından kurulan zengin sofraların sonunda genellikle hamur işi ve şerbetli ve yağı fazla olan tatlılar tercih ediliyor. Bu durum mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Çünkü uzun süren açlığın ardından iftarla birlikte hızlı bir besin tüketimi gerçekleşiyor. Ardından tüketilen şerbetli ve yağlı tatlılar, uzun süre düşük seyreden kan şekerini bir anda yükseltiyor ve sonrasında hızlı bir düşüş yaşanıyor. Bu durum, kan şekeri dengesinin bozulmasına neden oluyor. Bu nedenle, bu tür yağ içeriği yüksek &nbsp;veya şerbetli tatlılar tüketildiğinde, yedikten sonra halsizlik ve modda düşüklük hissedilebilir. Tatlı tüketmek isteyenler, sütlü tatlıları (tavuk göğsü, sütlaç, muhallebi gibi) veya dondurmayı tercih etmelidir. Daha hafif ve sütlü tatlılar, kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur.”</p>

<p>Önce çorba ardından 15 dakika ara!&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ramazan'ın en önemli öğününün iftar olduğunu&nbsp;söyleyen&nbsp;Doç. Dr. Müge Arslan,&nbsp;“Çünkü uzun süren açlığın ardından ilk kez yemek yenecek olması nedeniyle oldukça önemlidir. Ancak bu öğünde çok yanlış beslenme davranışları sergilenebiliyor. Hatta bazı insanlar açlıkla kaşığı ellerinde bekleyip ezan&nbsp;okunduğu anda yemeğe başlıyorlar. Uzun süren açlık sonrası düşen şekerin dengelenmesi açısından iftar oldukça önemlidir. Bu öğünde, uzun süre boş kalan mideyi yormayacak ve sindirimi kolaylaştıracak besinler tercih edilmeli, kan şekeri dengesini korumaya özen gösterilmelidir. İftariyelik olarak bilinen peynir, hurma, zeytin ve küçük birer dilim pastırma veya sucuk gibi seçeneklerle mideyi yavaş yavaş rahatlatmak faydalı olacaktır.&nbsp;İftara başladıktan sonra çorbayla devam edilebilir. Bir&nbsp;kase&nbsp;çorba içildikten sonra 15-20 dakika dinlenilmesi önerilir. Bu, midenin sindirimine yardımcı olur ve kan şekeri seviyesinin düzenlenmesini sağlar. Bu 20 dakikalık arada namaz kılmak gibi aktivitelerle vakit geçirilebilir. Ardından ana yemeğe geçilebilir. Et yemeği, sebze yemeği, pide, salata ve yoğurt gibi besinlerle iftar tamamlanabilir.” diye konuştu.</p>

<p>Yeterli sıvı tüketimi, özellikle su tüketimi oldukça önemli!</p>

<p>Ramazan’da sıkça karşılaşılan sorunlardan birinin&nbsp;de sıvı kaybı&nbsp;olduğunu ifade eden&nbsp;Doç. Dr. Müge Arslan, “Yeterli sıvı tüketimi, özellikle su tüketimi oldukça önemlidir. Uzun süren açlık nedeniyle su içmek de ihmal edilebiliyor ve bu durum ciddi dehidrasyona yol açabiliyor. Bu nedenle mümkünse orucunuzu suyla açın ve iftardan sahura kadar su içmeye devam edin. Her ne kadar klasik bir ifade olsa&nbsp;da,&nbsp;bireysel farklılıklar göz önünde bulundurularak gün içinde tüketilmesi gereken su miktarı olan 2 litreyi tamamlamaya çalışın. Çay bu ihtiyacın bir kısmını karşılayabilir, ancak yine de su tüketiminin 2 litre civarında olması önerilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/ramazanda-iftarda-hizli-yemek-kilo-aldiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Mar 2025 18:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/03/lahmacun-yemek.jpg" type="image/jpeg" length="12078"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İyi Bir Uyku Tüm Sistemi Onarıyor]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/iyi-bir-uyku-tum-sistemi-onariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/iyi-bir-uyku-tum-sistemi-onariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kaliteli bir uyku, yaşam enerjisi, dikkat ve enerjik hissetme üzerinde olumlu etkiler sağlıyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Güney Şenol, iyi bir uyku düzeninin sağlık üzerindeki olumlu etkilerini vurgulayarak, yeni yılda sağlıklı uyku rutininin nasıl oluşturulacağı hakkında bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Düzenli ve kaliteli uyku, hem fiziksel sağlığı hem de ruhsal sağlığı iyileştiriyor. İyi uyumanın saymakla bitmeyen faydaları olduğunu söyleyen Medicana Kadıköy Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Güney Şenol, “İyi uyumak, günümüzde sahip olduğumuz en değerli kaynaklardan biridir. Başarılı bir yaşam için uykuya gereken önemi göstermek gerekir. Her gece aynı saatte yatağa gitmek ve aynı saatte kalkmak, biyolojik saatle uyum içinde olmayı sağlar. Vücudun biyolojik saati belirli bir düzende çalışır. Aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmak, metabolizma ve sinir sistemi üzerinde olumlu etkiler yapar. Bu düzen hayata entegre edildiğinde ise enerjik ve zinde olmaya katkıda bulunur” dedi.<br />
Yatmadan önce elektronik aletleri uzaklaştırın<br />
Yatmadan önce yapılan bazı alışkanlıkların uyku kalitesini doğrudan etkileyebileceğine değinen Doç. Dr. Mehmet Güney Şenol, “Özellikle akşamdan önce kafein ve alkol alımına dikkat edilmelidir. Kafein, uykuya geçişi zorlaştırabilir ve uykunun derinliğini azaltabilir. Alkol ise uykuya dalmayı hızlandırsa da, uyku döngüsünü bozarak sabahları daha yorgun uyanmanıza neden olabilir. Ayrıca yemeklerden hemen sonra yatmaktan kaçınılmalı çünkü mide problemleri uyku kalitesini olumsuz yönde etkiler” açıklamalarında bulundu.<br />
Akşam saatlerinde elektronik cihazlardan uzak durulmasının önemini vurgulayan Doç. Dr. Mehmet Güney Şenol, "Telefonlar, bilgisayarlar ve televizyonlar gibi elektronik cihazlar, mavi ışık yayarak uyku düzenini bozar. Bu ışık, melatonin hormonunun salgılanmasını engelleyerek uykuya geçişi zorlaştırır. Yatmadan en az 30 dakika önce elektronik cihazlardan uzak durmak, uyku kalitesini artıracaktır" şeklinde konuştu.<br />
7-9 saatlik uyku süresi yeterli kabul edilir<br />
Uyunan ortamın, kaliteli bir uyku için önemli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Mehmet Güney Şenol, “Uyunan odanın karanlık, sessiz ve serin olması uykuya geçişi kolaylaştırır. Ayrıca rahat bir yatak ve uygun bir yastık seçimi uyku kalitesini doğrudan etkiler. Yatmadan önce rahatlatıcı bir ortam hazırlamak, daha derin ve dinlendirici bir uyku uyumaya yardımcı olacaktır. Her bireyin uyku ihtiyacı farklıdır ancak yetişkinler için 7-9 saatlik uyku süresi genellikle yeterli kabul edilmektedir diyen Doç. Dr. Mehmet Güney Şenol, “Bununla birlikte uykunun kalitesi, süresinden daha önemlidir. Kaliteli bir uyku, sadece uyku süresiyle değil aynı zamanda uyku döngüsünün düzgün işlemesiyle de ilgilidir. Yeterli uyku almak; vücudun kendini yenilemesini sağlar, bağışıklık sistemini güçlendirir ve zihinsel sağlığı iyileştirir. Uyku süresini takip etmek için bir uyku uygulamasından yararlanılabilir. Vücudu dinlemek ve eğer sabahları yorgun hissediliyorsa, uyku süresini artırmak gerekebilir. Yeni yıl, sağlıklı alışkanlıklar edinmek için harika bir fırsattır. İyi bir uyku rutiniyle, fiziksel ve zihinsel sağlığı iyileştirmek, günün her anında enerjik ve verimli olmayı sağlamak mümkündür” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/iyi-bir-uyku-tum-sistemi-onariyor</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jan 2025 07:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2025/01/izmir-haber-ajansi-saglik-haberleri.jpg" type="image/jpeg" length="52336"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Sürekli üşüyorum' diyenler dikkat]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/surekli-usuyorum-diyenler-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/surekli-usuyorum-diyenler-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar üşümenin vücutta farklı hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çekiyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği şu günlerde ‘çok üşüyorum' şikayeti olan kişilere tavsiyede bulunan uzmanlar, üşümenin vücutta farklı hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çekiyor. Hastalıkların önüne geçmek için ise tahlil yapılması ve eksik vitaminlerin tamamlanması önem taşıyor.<br />
Hava sıcaklıklarının düşmeye başladığı şu günlerde ‘üşüyorum' şikayetleri de artmaya başlarken, kimi vatandaşlar termal, yün veya kalın giyinerek önlem almaya çalışıyor. Uzmanlar, bu şikayetin vücuttaki bazı vitaminlerin eksik olması nedeniyle hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p><br />
Üşümenin vücutta oldukça normal bir tepki olduğunun altını çizen Medicana Konya Hastanesi Başhekimi Check Up Uzmanı Dr. Elif Ünüvar, “Özellikle bu kış aylarının girdiği dönemle beraber, hastalar daha az dışarıda vakit geçirip havanın soğukluğundan dolayı daha çok eve kaçmayı isteriz veya hemen böyle üzerimize kalın bir şeyler almayı isteriz. Soğukla beraber üşüme normalde şu anda vücudumuzun verdiği bir tepki olarak değerlendiriyoruz. Ama tabii ki illa ki bunu soğuk olarak değerlendirmemek lazım. Sürekli üşüme şikayeti olan insanlarda bunların altında yatan sebebimiz var. Bunların başında ‘çok üşüyorum' diyen insanlarda özellikle kış aylarının girmesiyle beraber gribal enfeksiyonlar, vücutta iltihaplar bu tarz nezle, grip, bronşit gibi durumlar gelişebilir. Bunlarda semptomatik bir tedavi verdiğimiz zaman bu ateşle beraber, üşümenin etkisi de ortadan kalkacaktır. Ama bu şikayetlere rağmen hala üşümeleri devam ediyor, normal durumlarda da mesela soğuğun etkisi olmadığı durumlarda da devam ediyorsa biz bunlara yönelik mutlaka ileri tetkik ve araştırmalarımızı, altta yatan sebepleri tekrar değerlendirmek isteriz” dedi.<br />
<br />
Üşümenin altında hipoglisemi veya vitamin eksiklikleri olabilir<br />
Üşümenin birçok sebebi olduğunu ve bununla beraber birçok vitaminin eksik olabileceğine dikkat çeken Dr. Elif Ünüvar, “Bunların önemlisi ilk başta hipoglisemi dediğimiz olayımız var. Hipoglisemi dediğimiz kan şekerinin 50'nin altında olması. Bu genelde işte genç kızlarımızda dengesiz beslenmeye bağlı durumlarımızda gördüğümüz, yanlış yapılan diyetler sonucunda gördüğümüz durumlardır. Hipoglisemide, vücutta şeker dengemiz bozuluyor. Bununla beraber kan dolaşımında bir düzensizlik meydana geliyor ve hastalarımızın sürekli üşüyorum şikayetlerini bu tarz durumlarda fazlaca görebiliyoruz. İkincisi üşüme sebeplerinin altında genellikle vitamin eksiklikleri yatıyor. Bunlar B12 vitamini eksikliği, çinko ve D vitamini eksikliklerinde ve anemi dediğimiz kansızlık durumlarında bunlarda da ‘çok üşüyorum' şikayetleriyle hastalarımız geliyor genelde. Bu tarz durumlarda önce hastaları değerlendirirken bir dizi tahlil ve tetkik de yapıyoruz. Vitamin açısından var mıdır, yok mudur, beslenme dengelerine bağlı bunlarda bozukluk bulduğumuz zaman buna yönelik tedavilerle gidiyoruz” şeklinde konuştu.<br />
<br />
Sürekli üşüyorum diyenler mutlaka doktora başvurmalı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Dr. Ünüvar şöyle devam etti: “Saymakla bitmeyecek olan üşüme sebepleri belki çok basit gibi gelecek ama damarsal problemler. Özellikle sigara içen hastalarımızda damarsal sıkıntıları çok sık görüyoruz. Bunlar parmaklarda burger, raynaud fenomeni dediğimiz rahatsızlıklarımız. Bunlara bağlı da damarlarımızda özellikle sigaraya bağlı kan dolaşımı olmuyor. Bazen ise genetik kalıtsal damarsal hastalıklarımız da oluyor. Bu dolaşım bozukluklarının altında da özellikle üşüme sebepleri, ön planda üşüme, daha sonrasında tabii dönemlerde ne oluyor, damar tıkanıklıkları oluyor, parmaklarda morarmalar oluyor. Hastanın semptomları arttıkça bunlara ait şikayetlerimiz de artarak devam ediyor. Nedenlerin altında da anemi dediğimiz kansızlık düzeylerimiz var. Bunlar zaten özellikle anemilerin yüzde 70 ila 80'i kadınlarda görülmektedir. Yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı, kan kayıplarına bağlı gördüğümüz durumlardır. Bazen genetik yapılı talesemi dediğimiz rahatsızlıklarda da anemiler görürüz. Bunlar da üşümenin altında sayabileceğimiz sebeplerin altındadır. Hava normal, biraz daha kalın giyinirim gibilerinden bunlar çok önem vermediğimiz bir durum bizim için ama hakikaten bu saydığımız sebeplerden dolayı özellikle hipotiroidi, damarsal bozukluklarımız, anemiler, vitamin eksikliklerimiz, bazı metabolik rahatsızlıklarımız açısından bizim için üşüme vücudun verdiği bir ön tepki olabilir. Vücut bunu bize üşümeyle verir, ondan sonra arkasında diğer bulgular verir. Bir kişiyi veya sağlıklı bir birey bile desek ‘üşüyorum' şikayetini sürekli yaşayan bir bireyin mutlaka ilgili birimlere veya bu check up merkezlerine başvurup ihmal etmeden bu sorunları daha ilerlemeden baktırmalarını ve değerlendirmeleri hastamıza iletiriz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/surekli-usuyorum-diyenler-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2024/11/surekli-usuyorum-diyenler-dikkat.png" type="image/jpeg" length="17924"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevsim geçişlerinde cilt sağlığına dikkat!]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/mevsim-gecislerinde-cilt-sagligina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/mevsim-gecislerinde-cilt-sagligina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mevsim geçişleri döneminde oluşan sıcaklık farkları, nemin azalması ve güneş ışınlarının etkisindeki değişikliklerden dolayı cilt sağlığı bozulabilirken, yaşanılan ani hava değişimleri ciltte çeşitli sorunlar oluşturabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim geçişlerinde cilt sağlığını korumanın önemli olduğunu vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nursel Dilek, mevsim geçişlerinde cilt sağlığını olumsuz etkileyen noktalara değindi.<br />
Mevsim geçişlerinde ciltte pullanma, renk bozulmaları ve nem kaybı yaşanabiliyor. Hava değişimi, ciltteki koruyucu bariyerinin zayıflamasına ve cildin nemini kaybetmesine sebep olabiliyor. Ciltte kuruma ve buna benzer sorunların oluşmaması için önlem almak gerektiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Nursel Dilek, mevsim geçişlerinde cilt sağlığını korumanın sedef ve egzama gibi diğer cilt hastalıklarının oluşmasının da önüne geçebileceğini söyledi.<br />
<br />
“Ciltte görülen kuruluk, rahatsız edecek ölçüde kaşıntıya neden olabilir”<br />
Mevsim geçişlerinde yaşanılan sıcaklık değişiklikleri ve havadaki nemin azalmasının ciltte kurumaya neden olduğunu, cildin ihtiyaç duyduğu nemin muhafaza edilmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Nursel Dilek, “Mevsim geçişlerinde havadaki nemin azalması vücutta kuruluğa sebep olabilir. Bu sebeple cilt tipine uygun hekim tavsiyesi olacak ürünler kullanılarak, nemlendiriciler yardımı ile cildin ihtiyaç duyduğu nem muhafaza edilmelidir. Gün içerisinde tüketilen su miktarı oldukça önemlidir. Havaların soğumasıyla birçok kişide su tüketimi azalır. Cildin nem oranını artırmak için nemlendiriciler kullanmanın yanında bol su içmek de çok önemlidir. Kahve, çay ve asitli içecekler gibi farklı sıvı gıdalar tüketmek cildin su ihtiyacını karşılayamazken su kaybına da neden olur” dedi.<br />
Soğuk havanın cildin kalitesini düşürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Nursel Dilek, “Cilt kuruluğu başlayan kişilerde cilt kalitesi düşebilir. Bu sebeple ciltte kaşıntılar meydana gelebilir. Kaşıntılar ise dermatolojik rahatsızlıkları ortaya çıkarabilir. Çünkü derideki kaşınmalar cildi deforme edip, cilt bütünlüğünü bozabilir. Bu yüzden de kaşınan cilt zamanla enfeksiyonlara daha yatkın hala gelebilir’’ dedi.<br />
Ciltte görülen kuruluğun rahatsız edecek ölçüde kaşıntıya neden olabileceğini, kimi zaman kaşıntılara bağlı yaraların da oluşabileceğini ifade eden Prof. Dr. Nursel Dilek, “Düzenli kullanılan nemlendiricilerle cildin kuruluk sorunu giderildiğinde bu şikayetler sona erer. Ayrıca cilt kuruluğu artışı nedeniyle egzamaların yanı sıra, kışın güneş ışığının azalması nedeniyle sedef hastalığında artışlar meydana gelebilir” şeklinde konuştu.<br />
<br />
“D vitamini eksikliği cilt hastalıklarını tetikleyebilir”<br />
Güneş ışınından yeterli şekilde verim alınamadığı için D vitamini eksikliği oluşurken, bu sebeple bir takım cilt hastalıkları ortaya çıkabiliyor. Güneş ışınlarına daha az maruz kalınmasının yanı sıra kalorifer, soba veya klima ile ısıtılan ortamlarda daha uzun süre kalınması ve çok sıcak su ile banyo yapılması gibi faktörlerin sedef lezyonlarının artmasına veya yeni sedef lezyonlarının ortaya çıkmasına sebep olabileceğini söyleyen Prof. Dr. Nursel Dilek, sedef hastalığını kontrol altında tutabilmek için mevsim geçişlerinde havanın güneşli olduğu dönemlerde güneşten faydalanılması gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/mevsim-gecislerinde-cilt-sagligina-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Oct 2024 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2024/08/cilt-bakimi.png" type="image/jpeg" length="46744"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kışın beslenmenin 7 altın kuralı]]></title>
      <link>https://www.izmirhaberajansi.com/kisin-beslenmenin-7-altin-kurali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.izmirhaberajansi.com/kisin-beslenmenin-7-altin-kurali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kış aylarında kilo almamak ve soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunmak için beslenme düzenine her zamankinden daha fazla dikkat etmek gerekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, kış aylarında özellikle yağlı ve şekerli yiyeceklerden uzak durmak gerektiğini belirtti.<br />
Kışın kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirilmesi ve gecelerin uzaması sebebiyle fiziksel aktivitenin azaldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, "Bu duruma yağlı ve şekerli besin tercihleri de eklenince pek çok kişi kışın kilo alıyor" dedi.<br />
Güngör, kış aylarına özel beslenme önerilerini şöyle sıraladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
"Ev yapımı tarhana ve turşu sağlık deposu</p>

<p><br />
Kışın tüketimi artan ev yapımı geleneksel gıdalar da tam bir şifa deposudur. Yapay koruyucu ve katkı maddesi içermeyen ev yapımı salça, turşu, tarhanaya öğünlerde mutlaka yer verilmeli. Kış aylarında azalan hava sıcaklığı sebebiyle vücut ısısının korunması için yeterli sıvı almak çok önemli. Günde en az 2-2.5 litre su içilmeli. Ayrıca sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı gibi bitki çayları da tercih edilmeli.<br />
Kış aylarında yüksek yağlı besin tüketiminden kaçınılmalı; margarin yerine sağlıklı yağ asitleri içeren zeytinyağı, uygun miktarda tereyağı, yağlı tohumlar, kuruyemişler uygun ve yeterli porsiyonda tüketilmelidir.<br />
<br />
Her gün 2 porsiyon meyve ve 3 porsiyon sebze tüketin<br />
Kışın artan soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı A, C, D ve E vitamininden zengin beslenmenin bağışıklık sistemine katkısı oldukça fazladır. Mevsimine uygun, günde en az 2 porsiyon meyve ve 3 porsiyon sebze tüketilmesi önerilmektedir. Bu aylarda havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, pırasa, maydanoz gibi sebzelerin; portakal, mandalina, elma gibi meyvelerin tercih edilmesi önerilmektedir.<br />
<br />
Beyin fonksiyonları için balık tüketin<br />
Kemik ve diş sağlığı açısından önemli olan D vitamini güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamindir. Ancak kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini ihtiyacının karşılanamamasına sebep olmaktadır. D vitamini besinlerden aktif olarak karşılanamıyor olsa da balık; D vitamini ile beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum, iyot mineralleri ve E vitamini içerir. Bu sebeple kış aylarında haftada 2-3 kez balık tüketilmelidir.<br />
<br />
Şekeri sınırlandırın<br />
Bu mevsimde basit karbonhidrat içeren şekerli besinlere ve tatlılara yönelimin arttığı görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü önerisine göre günlük şeker alımı, toplam enerji alımının en fazla yüzde 10'u kadar olmalıdır. Sağlıklı yaşam biçiminde basit şekerler yerine kompleks karbonhidratlardan olan tam buğday ekmek, bulgur gibi tahıllar, kurubaklagiller, meyveler ve şekeri azaltılmış sütlü ya da meyveli tatlılar tercih edilmelidir.<br />
<br />
Haftada 2-3 kez sofrada kurubaklagil yemeği olmalı<br />
E vitamini kaynakları olan kurubaklagiller ve kuruyemişler de kış beslenmesinin içinde, yeterli ve dengeli biçimde mutlaka yer almalıdır. Haftada 2-3 kez nohut, kuru fasulye, mercimek, barbunya gibi kurubaklagiller, günde 20-30 gram kadar ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler tüketilmelidir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.izmirhaberajansi.com/kisin-beslenmenin-7-altin-kurali</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Oct 2024 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://izmirhaberajansicom.teimg.com/crop/1280x720/izmirhaberajansi-com/uploads/2023/08/vegan-beslenme-zimir.jpg" type="image/jpeg" length="16490"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
