Geride bıraktığımız 2025 yılı, Türkiye için kemer sıkma politikalarının iliklere kadar hissedildiği, "sabretmenin" toplumsal bir ödev haline geldiği bir yıldı. 2026’ya adım atarken kendimize sormamız gereken soru şu: Rüzgar artık arkamızdan mı esiyor, yoksa fırtınanın merkezinde miyiz?

Ekonomi: Rakamların Zaferi, Mutfağın Gerçeği

Kağıt üzerindeki veriler, 2026’nın bir "hasat yılı" olacağını müjdeliyor. Ekonomi yönetiminin kararlı dezenflasyon süreci meyvelerini vermeye başladı; enflasyonun %20 bandının altına sarkma çabası artık bir hayal değil, bir hedef. Ancak burada büyük bir paradoks bizi bekliyor. Enflasyonun hızı yavaşlarken, geçtiğimiz iki yılın birikimli hayat pahalılığı bir tortu gibi sofralarımızda durmaya devam ediyor.

2026, "Rakamlar düzeliyor ama neden hala geçinemiyoruz?" sorusunun sokaktaki yankısının en yüksek çıkacağı yıl olacak. Bu yıl, sıkı para politikasının yerini yavaş yavaş "seçici büyümeye" bırakacağı, sanayicinin nefes alacağı ancak dar gelirlinin refah payı için mücadele edeceği bir denge yılıdır. Dar gelirli vatandaş enflasyonun rakamsal olarak düşse de fiyatlara yansıdığını henüz göremedi. 2026 yılında bu değişim görülmeye başlanırsa iyi olur çünkü artık dayanma gücü yok.

Siyaset: "Sandık" Sesleri ve Anayasa Trafiği

Ankara kulislerinde 2026, bir "hazırlık yılı" olarak kodlanmış durumda. İktidar, ekonomik iyileşmeyi halkın cebine yansıtıp siyasi sermayesini tahkim etmek isterken; muhalefet, 2025’in yorgunluğunu bir erken seçim baskısına dönüştürme gayretinde.

Bu yıl siyasetin ana eksenini sadece seçim tartışmaları değil, aynı zamanda yeni anayasa ve sistem revizyonu görüşmeleri oluşturacak. 2026, Türkiye’nin önümüzdeki on yılını şekillendirecek siyasi ittifakların yeniden karılacağı, ideolojik keskinliklerin yerini pragmatik iş birliklerine bırakabileceği bir dönem vaat ediyor. İktidara yakın kesimlerin 2026 yılı içerisinde seçim olacağını fısıldaması muhalefetin iştahını kabartırken, özellikle CHP'nin cezaevindeki Belediye başkanları ve Belediyedeki davalardan başını kaldıramadığı aşikar. Seçim yılı olma ihtimali şuan düşük görünüyor. Çünkü ekonomi istenilen yerde değil ve vatandaş sıkıntıda. Böyle bir anda seçim yapmak iktidara büyük zarar verir. Öte yandan Terörsüz Türkiye planlaması ve iktidar ile HDP'nin ittifakı ne kadar başarılı olur bilinmez.

Sosyal Hayat: Dijitalleşen Yalnızlık ve Yeni Göç Dalgaları

Toplumsal yapıdaki değişim, ekonomik dönüşümden daha hızlı ilerliyor. 2026 yılında Türkiye, Avrupa’nın "yeşil ve dijital" dönüşümüne tam entegre olmaya çalışırken, iş gücü piyasasında ciddi bir makas açılması yaşanacak. Nitelikli iş gücü "uzaktan çalışma" konforuyla küresel pazara açılırken, geleneksel sektörlerdeki istihdam daralması sosyal huzursuzlukların kaynağı olabilir.

Ayrıca, 2025’ten sarkan sığınmacı ve göç politikalarındaki somut adımlar, 2026’da toplumsal barışın en önemli sınavı olacak. Toplum, artık "belirsizlikten" yorulmuş durumda ve net cevaplar bekliyor.

Sonuç: Köprüden Önceki Son Çıkış

2026, Türkiye için bir geçiş koridorudur. Eğer bu yıl, makroekonomik istikrar sosyal adaletle taçlandırılmazsa; kağıt üzerindeki başarılar toplumsal bir öfkeye dönüşebilir. Rakamların soğukluğu ile hayatın sıcaklığı arasındaki o ince çizgide yürümeye devam edeceğiz.

Umut var mı? Evet. Ama bu umut, sadece enflasyonun düşmesine değil, adaletin ve liyakatin de yükselmesine bağlı.